SİNEMA FİLMLERİNDEKİ BÜTÜN DELİKLER, YARIKLAR VE ÇATLAKLAR ANA RAHMİ OLMAK ZORUNDA MI?/ "AAAAA! BU ADAM ÖLÜ MÜYMÜŞ?" BÜTÜN FİLM BOYUNCA NE YEMİŞSİN BİZİ BE SHYAMALAN./ ŞEHRİMİZDE FİLM FESTİVALİ OLDU DA, BİZ Mİ GİDİP İZLEYİP YORUM YAPMADIK./ ALLAH RIZASI İÇİN 'SÜRREALMOVİEZ' DAVETİYESİ VERECEK YOK MU?

3 Nisan 2016 Pazar

O AN: Daredevil S2E4: Jasper O'Clery'nin Sırrı


Marvel'in mükemmel çizgi-romanının bir o kadar mükemmel dizi uyarlaması Daredevil'in 2. sezonu kısa bir süre önce yayınlandı. 2. sezonu izleyenlerin de gördüğü gibi, 4. bölümün finalinde Daredevil, Punisher (Frank Castle)/ Cezalandırıcı'yı yaralı olarak İrlandalılar'dan kurtardıktan sonra onu bir mezarlığa götürerek polisin gelmesini beklerler. Bu sırada Daredevil ve Punisher arasında, Frank'ın geçmişine dair bir konuşma geçer. Ağır yaralı olan Frank, bu konuşma sırasında oturduğu yerde bir mezar taşına yaslanır. Mezar taşında Jasper O'Clery ismi yazmaktadır. Gerek sinemada gerekse yabancı dizilerde bunun gibi uzun ve manidar sahnelerde gözüken her şeyin bir anlamı vardır genelde (ya da bizler birer seyirci olarak böyle olmasını umarız. Bu konuda bkz. Lost'un bütün bölümleri) ve bu sahnede de Frank, onu Katolik bir rahip gibi dinleyen Daredevil'a günah çıkarmaktadır bir anlamda (Daredevil'in sivil kimliği Matt Murdoch da sık sık kiliseye giderek günah çıkarmaktadır, hatta adını da gittiği bu kiliseden alır: Saint Matthew). Dolayısıyla, her ne kadar dizinin çizgi-romanında bir karşılığı olmasa da, o sırada Punisher'ın arkasındaki mezar taşında görülen Jasper O'Clery adının da rastlantısal bir seçim olması düşünülemez aslında.
Mezar taşındaki isim olarak karşımıza çıkan Jasper (Yahudi-Hıristiyan geleneğinde Gaspar), Hıristiyan geleneğinde bebek İsa'ya "Yahudilerin Kralı" olarak hürmetlerini sunmak için doğudan geldiğine ve hediye olarak altın, günnük ve mür getirdiğine inanılan Üç Bilge Kral'dan (Üç Kahin olarak da bilinirler) birinin adıdır (diğer ikisi Melkhior ve Balthazar'dır).
Mezar taşındaki soyisim olarak karşımıza çıkan O'Clery ise O'Cleary, Clery, Cleary, MacCleary, McCleery şeklinde de telaffuz edilen Clarke'ın İngiliz formudur. Uzun süreli bir kullanımı olan bu soyadı Gallik (Kelt) kökenlidir ve M.S. 7.yy.ın başlarında görülen "chleirich" kelimesinin söyleyişinin değişmesiyle bu formunu almıştır. Bu da katip veya rahip anlamlarını taşımaktadır.
Dolayısıyla bu sahne; Jasper O'Clery'nin mezar taşına yaslanmış olan Punisher'ın kurtarıcısı olan (seçilmiş kişi- İsa) Daredevil'e günah çıkararak Üç Bilge Kral gibi aydınlanma yaşamasını ve ruhsal olarak yeniden doğuşunu simgelemektedir. Arkada, mezar taşında görülen Jasper O'Clery'e ait "doğum" ve ölüm" tarihlerini belirten kelimeler de bu yeniden doğuşa işaret etmektedir. Belki de dizide şimdiye kadar Punisher'ın henüz çizgi-romandaki (dizinin afişlerinde görülmesine rağmen) kurukafalı kostümünü giymemiş olması da bu erginlenmesini henüz tamamlamamış olması anlamına gelmektedir.

19 Kasım 2015 Perşembe

LA CASA DEL FIN DE LOS TIEMPOS aka. The House at the End of Time/ Zamanın Sonundaki Ev aka. Araftaki Ev, Alejandro Hidalgo, Venezuella, Dram, Gizem, Gerilim, 2013

Çocukluğunu 80'li yıllarda yaşayıp, Bilinmeyen Ansiklopedisi'nin fasikülleri ve kült dizi Alacakaranlık Kuşağı izleyerek büyüyen ve X-Files/ Gizli Dosyalar ve Atlantis/Martin Mystere çizgi-romanını okuyarak bedensel, ruhsal ve zihinsel gelişimini tamamlayan biri olarak saydığım tüm bu malzemeleri içinde bulabileceğiniz, ilginç bir senaryoya sahip bir film Zamanın Sonundaki Ev. Ancak genel olarak sinema ve forum sitelerinde denildiği gibi tür olarak "Korku"ya pek girmiyor; her ne kadar filmin atmosferi sizi gerse de aslında olayın bambaşka olduğunu finale doğru anlıyorsunuz. Adında "... Ev" kelimesi geçen her film gibi Zamanın Sonundaki Ev de bir "tekinsiz ev" filmi ve bu tekinsizliği size açılış sahnesiyle ziyadesiyle veriyor. Açılışını 1981 yılında yapan film, söz konusu evde bilinmeyen güçler tarafından öldürüldüğünü gördüğümüz bir baba ve oğlunun (aslında oğul ölmüyor sadece ortadan kayboluyor ama o da ölmüş kabul ediliyor) cinayetinden evin annesi Dulce'nin sorumlu tutulmasını ve müebbet hapse mahkum edilişini gösteriyor bize. Ardından 30 yıl sonrasına atlıyor film ve artık yaşlanmış olan Dulce yaşlılıktan dolayı cinayetlerin işlendiği kendi evlerinde ev hapsine alınıyor. Dulce'nin eve dönüşüyle birlikte evde de garip olaylar yaşanmaya başlıyor tekrar ve artık yaşlanmış olan Dulce bir rahibin de yardımıyla 30 yıl önceki cinayetlerin sırrını ve evin gizemini çözmeye çalışıyor.
Aslında paranormal olarak bakıldığında, hem Bilinmeyen Ansiklopedisi'nden hem de Martin Mystere'den (ki bu çizgi roman hikayelerini gerçek mekan ve olgulara dayandırır) öğrendiğimiz kadarıyla yeryüzünde bu tür mekanlar veya coğrafi noktalar gerçekten de bulunmakta. Bunların en ünlülerinden biri Bermuda Şeytan Üçgeni diğeri de aynı eksende, ama tam aksi yönde bulunan Japon Ejder Üçgeni'dir. Bu iki nokta da buradaki tekinsiz ev gibi kaybolmaların veya zamanda kaymaların, ışınlanmaların yaşandığı birer nokta olarak tanımlanıyor (en azından paranormal olarak böyle açıklanıyor). Biz de, Rahip'in ev hakkında yaptığı araştırmalardan Zamanın Sonundaki Ev'i inşa eden 33.dereceden Hür ve Kabul Edilmiş Mason'un uzun incelemelerden sonra evin sadece o noktaya inşa edilebileceğini söylediğini öğreniyoruz. Çünkü finalde öğrendiğimiz kadarıyla o nokta, zaman ve boyutlar arasında geçişi sağlayan bir kavşak noktası. Zira yine Rahip'in yaptığı araştırmalardan o evde kaybolanların sadece Dulce'nin oğlu olmadığını öğreniyoruz. Bu nedenle bir korku filmi gibi başlayan film, senaryosunu zamanda yolculuğa bağlayarak farklı bir kulvarda seyrediyor. En azında doğaüstü yaratıklardan nasiplenmeye çalışmıyor gizemini açığa çıkarırken.
W. H. Hodgson'un tekinsiz evi "Sınırdaki Ev" ve Martin Mystere/Atlantis'in "Dünyanın Sınırındaki Ev" macerasının yayınlandığı Tay Yayınları 4. sayısı kapağı. Ev arkada.

Film, "tekinsiz ev" fenomeniyle kült Gotik yazar H. P. Lovecraft öykülerini ziyadesiyle hatırlatmakta ve etkisi açıkça görülmekte, hatta Lovecraft'ın da esin kaynaklarından biri olan W. H. Hodgson'un hemen hemen aynı isimli ve yine boyutlar ve zamanlar arasında geçiş sağlayan bir evi anlattığı kitabını da etkileşimde bulunduğu eserler arasında sayabiliriz, "Sınırdaki Ev". Yine Lovecraft'ın da bir karakter olarak içinde yer aldığı Martin Mystere'in "Dünyanın Sınırındaki Ev" macerasında var olan evin, zamanda ve boyutlar arasında geçiş sağlamasıyla da (ve tabii isimsel olarak da) filmle benzeştiğini söyleyebiliriz. Zamanın Sonundaki Ev, edebi ve paranormal olarak sağlam yerlerden referans alan, iyi ve finalde şaşırtan, ama film bitip üzerine biraz düşündükten sonra daha da iyi olabilecekmiş hissini veren bir senaryoya sahip. Tabii beyazparde hakimiyetinden dolayı Hollywood'un hiper yakışıklı ve güzel yıldızlarını seyretmeye alışık gözlerimiz Venezuellalı yıldızları biraz yadırgasa da film her şekilde izlenmeyi hak ediyor.

                                                       IMDb                    rottentomatoes

7 Ekim 2015 Çarşamba

BİZDEN HABERLER: İşte O Film Yazılarımız

Bir süre önce yayın hayatına başlayan "İşte O Film" sinema/film sitesindeki yazılarımız "Hayal Gücümüzün Ötesi Filmler" başlığı altında yayınlanmaya devam ediyor. Sıradaki yazımız, yine daha önce bu blogda yayınlanmış olan "Los Ultimos Dias/ Dünyanın Son Günleri". Siteye ve yazıya aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

LOS ULTIMOS DIAS/ Dünyanın Son Günleri,David Pastor, Alex Pastor, İspanya, 2013, Bilim-Kurgu, Macera

2 Ekim 2015 Cuma

The VISIT/ Ziyaret, M. Night Shyamalan, ABD, Korku, Gerilim, 2015


Her ne kadar "6.His/ Sixth Sense" ile meşhur olsa ve hala onunla anılsa da aslında Shyamalan'ın bütün filmleri yönetmenlik açısından iyi filmlerdir. Hatta bazan öykü ve senaryosu tökezlese, genel olarak son işleri beğenilmese de yönetmenlik açısından bakıldığında filmlerinde hiçbir gerileme görülmez. Kendi yarattığı tarzın dışına çıktığı "After Earth/ Dünyadan Sonra" ve "Son Hava Bükücü/ Last Airbender" gibi filmleri çok beğenilmese de teknik açıdan bakıldığında yönetmenin bilim-kurgu ve fantastik türlerinde de başarılı olduğu görülüyor. Shyamalan'ın filmlerinde görmeye alışık olduğumuz hatta artık beklediğimiz, "6.His"le başlayan ve bizce "Ölümsüz/ Unbreakable"la zirve yapan  "finaldeki twist/şaşırtmaca/ter köşe" olgusu da özellikle "Sudaki Kız/ Lady in the Water" ve "Köy/ The Village"da biraz zorlamaya gitmiş, "Mistik Olay/ Happening"de ise finalde tıkanıp kalmıştı. Tüm bunlara rağmen her Shyamalan filmini en azından o yönetmenliği için merakla bekler olmuştuk, ki yönetmen son filmi "The Visit/ Ziyaret" ile tekrar karşımıza çıktı. 
Son iki bilim-kurgu ve fantastik tür denemesinden sonra Shayamalan tekrar, o eski bildiğimiz korku-gerilim-dram tarzına geri dönüyor Ziyaret'le. Üstelik gene finalde bir sürpriz bekliyor bizi. Film, anneleri 15 sene önce sevdiği adam için evini terk ettiği için o zaman kadar görmedikleri (annelerinin de bir daha görmediği) büyükanne ve büyükbabalarını ziyaret etmelerini anlatıyor. Babaları da onlar daha çok küçükken evi terk eden Becca ve Tyler'ın büyükanne ve büyükbabasının evlerinde geçirdikleri ilk günün gecesinde ise evde garip olaylar olmaya başlar; çıplak büyükanne duvarları tırmalar, ortalıkta koşturur, elinde ekmek bıçağıyla dolanır vs. Ertesi gün bunu büyükbabalarına söyleyince de büyükannelerinin yaşlılıktan dolayı hasta olduğunu ve en iyisi akşam 21:30'dan sonra odalarından dışarı çıkmamalarını söyler onlara. Ama bu çocukları daha da meraklandırır ve bunun arkasındaki sırrı çözmeye çalışırlar...
Shayamalan'ın son dönemde moda olan "buluntu film" türünü denediği "Ziyaret", ziyaretlerini bir belgesele dönüştürmeyi düşünen ufak Tyler'ın başından itibaren bir el kamerasıyla yaptığı kayıtlardan oluşmakta. Aslında herhangi bir yüzeyden yansıyan, bir nesnenin arkasından çekilen veya ters görüntüler vermeyi seven yönetmen için anlatıma katkı sağlayan iyi bir seçim olmuş el kamerası. Bu tür açılarda ve görüntülerde sınır tanımayan Shyamalan, bu sefer kamerayı seyirciden saklama endişesi olmadan daha rahat ve özgür çalışmış. Özellikle Tyler'ın Becca'yla yaptığı röportaj sahnesinde Tyler'ın Becca'ya yaptığı zoom hareketi tam derslik bir görüntü oluşturmuş. Önde Becca netken arkası bulanıktır ve kamera yavaş yavaş zoom yapmaya başlar ama ne Becca'ya ne de arkasına, ikisi arasındaki bir noktaya odaklanır ve Becca'nın yüzü ekranın solunda kocaman olana kadar devam eder; Becca Tyler'a "bana zoom mu yapıyorsun?" diye sorar, Tyler da "Hayır!" der. Benzer odaklanma hareketlerini önceki filmlerinde de gördüğümüz Shyamalan için bu sahne zirve noktasıdır. Ancak sonraki filmlerinde bu sahnenin ötesine geçecek bir zoom yapabilir mi bekleyip göreceğiz (karşılaştırmak açısından özellikle Ölümsüz/ Unbreakable'da buna benzer bir sahne vardır: Tren kazasından sonra hastanede gördüğümüz David Dunn'a doktor kazadan tek kurtulan kişi olduğunu söylemek üzeredir, ama yaralı olarak kurtulan bir kişi daha vardır ve o da arkada üstünde beyaz bir çarşaf örtülü olarak sedyede yatmaktadır; ama birden çarşafın ortasında bir kan lekesi belirmeye başlar ve yavaş yavaş büyür bu leke, leke büyüdükçe kamera da ona zoom yapar ve sahnenin arkasında doktorun sesi bu zoom'a eşlik eder "Az sonra tren kazasından kurtulan tek kişi olduğunuzu açıklayacağız.". Bu mükemmel bir sahnedir).
Ziyaret/ Visit, zaten yönetmenlik açısından iyi nitelikler taşıyan Shyamalan'ın özüne döndüğü, finaldeki ters köşeyle bizi şaşırttığı, film boyunca karşımıza çıkan ani görüntülerle korkuttuğu, bazan de kardeşlerin arasındaki diyaloglarla gülümsettiği bildiğimiz anlamda ve görülmesi gerekn bir Shyamalan filmi...

                       IMDb                                     RottenTomatoes                             Metacritic

27 Nisan 2015 Pazartesi

BİZDEN HABERLER: "İŞTEOFİLM" Yazılarımız

Bir süre önce faaliyete başlayan işteofilm sinema/film sitesinde bizde yazılarımızla yer alıyoruz. Şimdilik blogdaki yazılarımızın paylaşıldığı sitede, önümüzdeki günlerde de paylaşımlarımız devam edecek. "Hayal Gücümüzün Ötesi Filmler" başlığı altında yayınlanan yazılarımızın ilki Mr. Nobody idi. İkinci olarak ise yine daha önce bu blogda yayınlanmış olan "Snowpiercer" başlıklı yazımız paylaşıldı.

SNOWPIERCER, Joon-ho Bong, Kuzey Kore, ABD, Fransa, Çek Cumhuriyeti, 2013, Bilim-Kurgu, Macera



12 Nisan 2015 Pazar

ENTER THE DANGEROUS MIND, Youssef Delara, Victor Teran, ABD, 2013, Gerilim, Macera


Hepimiz bizim gazetelerin arka sayfalarında yer alan, ABD'nin bilmem ne eyaletinde bir liseye giren her açıdan masum bir Amerikalı'nın birden bir canavara dönüşerek onlarca insanı katlettiğini söyleyen haberleri görmüşüzdür. İşte Enter The Dangerous Mind da bu tür haberlerin TV'deki sunumuyla başlıyor. Sonra da o masum insanlardan biri olan kurgusal kahramanımız Jake'in nezdinde, bu masum insanların neden ve nasıl birden bire seri katillere dönüştüğünü açıklamaya başlıyor. Hiç şüphesiz çocukken geçirdiği bir travmanın sonucu olarak, psikolojik sorunları olan ve kafasının içinde sesler duyan, hatta bazan yanı başında sesin sahibini de gören Jake için sonunda bir psikopata dönüşmek kaçınılmaz gibi görünse de; aslında kafasının içinde kendi kendisine sohbet eden bir tek o değil... Bu açıdan bakıldığında filmin finali barındırdığı ufak sürprizle fazlasıyla Altıncı His'si de hatırlatmıyor değil. İçindeki seslerle bu kadar haşır neşir olan Jake'in seslerle oynayarak dijital müzikler yapan bir sanatçı olması da aslında yine bu sesleri bastırmak içindir. Çünkü kendi kalesine çekildeğinde yaptığı tek şey, kulaklarına kulaklığını takıp sesi de sonuna kadar açarak bilgisayarda yaptığı mixlerdir. Aslında düşündüğünüzde, sosyalleşmeye ihtiyacı olmadığı ve zaten internette 19.000 takipçisi olduğunu söyleyen Jake'in yaptığı müzikdeki sesler de, tıpkı internetteki takipçileri gibi sanaldır. Bu durumda duyduğu seslerin de gerçek olmadığını anlaması mümkün müdür? Aslında başlarda bu durumdan çok da rahatsızmış gibi görünmese de, Wendy isimli bir sosyal hizmetler görevlisi kızla tanışıp, arkadaşlığı aşka doğru dönmeye başladığında sesin kendisini kontrol etmeye başlamasından da rahatsız olmaya başlar. Çünkü ses ona, onun yapmak istemediği şeyler yapmasını, olmadığı bir kişi gibi davranmasını söylemeye hatta emretmeye başlar. Hatta beyninde yankılanan ses'ten kurtulmak için, tıpkı Aronofsky'nin Pi'deki, beyni sayılarla dolup taşan kahramanı Maximillian Cohen'in beynindeki sayılardan kurtulmak için kafatasını bir matkapla delmesi gibi, Jake de kulağına bir kalem sokarak kulağını deler. Ama aslında bu durumu iyileştirmekten çok daha da kötüleştirecek ve Jake'in yavaş yavaş büründüğü yeni kişilik Wendy'nin ondan uzaklaşmasına sebep olacaktır. Bundan sonra ise kaçınılmaz trajedi Jake'i bulacak ve gazetelerin arka sayfasındaki bir habere dönüşecektir.

Genel olarak ağır ilerleyen bir tempoya ve zaman zaman sıkıcı olacak kadar sahne uzatmalara sahip de olsa, Enter The Dangerous Mind senaryosu itibariyle ilgiyi hak eden bir film. Ama siz yine de kafanızın içindeki seslere ve yanı başınızda konuştuğunuz kişiye dikkat edin; onlar olmayabilirler...

(Ufak Not: Sizce Jake'in eski psikoloğunun sohbet ettiği siyahi adam kim?)

Enter The Dangerous Mind Web Sitesi                       IMDb                        rottentomatoes