SİNEMA FİLMLERİNDEKİ BÜTÜN DELİKLER, YARIKLAR VE ÇATLAKLAR ANA RAHMİ OLMAK ZORUNDA MI?/ "AAAAA! BU ADAM ÖLÜ MÜYMÜŞ?" BÜTÜN FİLM BOYUNCA NE YEMİŞSİN BİZİ BE SHYAMALAN./ ŞEHRİMİZDE FİLM FESTİVALİ OLDU DA, BİZ Mİ GİDİP İZLEYİP YORUM YAPMADIK./ ALLAH RIZASI İÇİN 'SÜRREALMOVİEZ' DAVETİYESİ VERECEK YOK MU?

13 Nisan 2013 Cumartesi

GELECEK PROGRAM: STAR TREK INTO DARKNESS/ UZAY YOLU BİLİNMEZE DOĞRU, J. J. Abrams, ABD, 2013, Bilim-Kurgu

Daha önce de Gelecek Program başlığı altında değindiğimiz ve yıkılmış durumdaki dünyayı gösteren afişini paylaştığımız STAR TREK INTO DARKNESS/ UZAY YOLU BİLİNMEZE DOĞRU filminin gösterim tarihi yaklaştıkça (17 mayıs 2013), filmin reklamı adına da işler iyice kızışmakta. Yayınlanan yeni Star Trek afişiyle, yapımcı şirket bizi adeta gerçekten "karanlık" bir filmin beklediğinin ipucunu veriyor. Enterprise/ Atılgan'ı dünyaya düşerken gösteren afiş, biraz gökyüzünden düşen Demir Adam'lı Iron Man 3/ Demir Adam 3 film afişini anımsatsa da, bize de "pişmiş tavuğun başına gelmedi bu Atılgan'ın başına gelenler" dedirtiyor. 
Gerçekte neler olduğunu öğrenmek için ise biraz daha bekleyeceğiz. İşte yeni afiş...

Güncelleme- 17.04.2013: "Star Trek Into Darkness" filminin en son yayınlanan trailer'ını aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz.

10 Nisan 2013 Çarşamba

GELECEK PROGRAM: ELYSIUM/ Elysium, Neill Blomkamp, ABD, 2013, Bilim-Kurgu

Elysium, Yunan mitolojisinde"cennet" olarak karşımıza çıkan bir kavramdır. İyi kalpli insanların, doğru ve namuslu olarak yaşamış, kimseye kötülük etmemiş insanların, kahramanların ve yarı tanrıların ruhlarının gittiği sakin ve geniş bir ovadan ibaret bir bahçedir Elysium. Buradaki ruhlar tıpkı tanrılar gibi üzüntüsüz, kedersiz; dünyada çektikleri sıkıntılardan arınmış olarak sonsuz bir saadet içinde yaşarlardı. Film de adını işte bu mitolojik bahçeden almaktadır. Zira 2159'da geçen filmde de, artık neredeyse uygarlığın yok olduğu dünyadaki insanlar iki sınıfa ayrılmış durumdadırlar. Sağlıklı ve egemen sınıf konumunda olan elit Elysiumlular, Elysium adını verdikleri ve insan yapımı bir uzay istasyonunda zenginlik, sağlık ve huzur içinde yaşamaktadırlar. Tükenmiş durumdaki dünyada da milyonlarca fakir, hastalıklı dünyalı yaşamakta ve Elysium'a göç etmeyi beklemektedirler. Ancak Jodie Foster'ın canlandırdığı Elysium'un sert belediye başkanı Sekreter Rhodes, hastalıklı dünyanın göçmenlerine karşı çok iyi düşünceler beslememekte ve Elysium'un steril yaşamını korumaya -belki de saklamaya- çalışmaktadır. Ancak Matt Damon'un canlandırdığı 29 yaşındaki sıradan bir dünyalı olan Max Coburn, her iki sınıfın arasındaki eşitsizliği kaldırmak için Elysium'a giden gizli yolu arayacak ve dünya üzerindeki milyonlarca insanın umudu olacaktır.
Muhteşem "District 9/ Yasak Bölge 9" ile tanıdığımız Neill Blomkamp'ın yeni filmi olan Elysium, başta pek dikkatimizi çekmese de yayınlanan bu yeni afişinin Matrix'i ve Cronenberg filmlerini hatırlatır şekilde insan+metal/makine kaynaşmasını göstermesi nedeniyle üzerinde durmaya karar verdik. Ayrıca merakımızı uyandıran bir diğer konu da, Yunan mitolojisi'ndeki Elysium'a giden ruhların oraya girmeden önce, dünyadaki yaşamlarını, ızdıraplarını ve tüm anılarını unutmalarını sağlayan "Lethe" ırmağının suyundan içmek zorunda olmalarıdır. Acaba filmdeki "Elysium"da da, Matrix'de, ExistenZ'de vb.lerinde olduğu gibi bir "uyutma" durumu söz konusu olabilir mi?
Merakla bekleyip, göreceğiz!
(Güncelleme-16.04.2013: Elysium'un Türkçe fragmanını aşağıdaki videodan seyredebilirsiniz.)

5 Nisan 2013 Cuma

PROFILE OF A WRITER: JORGE LUIS BORGES (Vol. 7)/ Bir Yazarın Portresi: Jorge Luis Borges, David Wheatley, 1983, Biyografi, Belgesel

1899'da Buenos Aires'de (Arjantin) doğan Jorge Luis Borges, dünya edebiyatının gelmiş geçmiş en iyi öykü anlatıcısı/yazarı olarak kabul edilmekte ve günümüzdeki bir çok ünlü yazarı da etkilemiş bulunmaktadır. Eserlerinde yarattığı dil ve anlatım tarzı nedeniyle edebiyata kendi adıyla anılan "Borgesvari" terimini de kazandırmıştır. Labirenti veya yolları çatallı bir bahçeyi andıran öykü yapısını ve öykünün sonunda ulaştığı sürpriz veya çarpıcı/vurucu sonu vurgulayan; "Babil Kütüphanesi", "Kum Kitabı" gibi kendi yarattığı olağanüstü dünyaları/mekanları veya "Gizli Mucize"lerin yaşandığı bir an gibi büyüsel durumları tanımlayan edebi bir tarzı anlatmaktadır artık "Borgesvari" kelimesi. Yine bu özelliği ile Borges, Latin Amerika edebiyatının "büyülü gerçekçiliği'nin de kilometre taşlarından bir tanesi, hatta öyküleri de bu türün ilk örneklerindendir. Aslında etkilediği yazarlara şöyle bir baktığımızda; Carlos Fuentes, Paul Auster, Stanisław Lem, Giannina Braschi, Thomas Pynchon, Umberto Eco, Italo Calvino, Danilo Kis, Georges Perec, Orhan Pamuk, César Aira, Roberto Bolaño, Adolfo Bioy Casares, Philip K. Dick, Michel Foucault, Jean Baudrillard, W.G. Sebald, Enrique Vila-Matas, Julio Cortázar, ne kadar büyük ve önemli bir yazar olduğu anlaşılacaktır. Umberto Eco, Gülün Adı isimli romanında (ve elbette ki filminde de) yer alan "yaşlı, bilge, kör kütüphaneci" Burgos'lu Jorge karakterini yaratırken Borges'ten etkilenmiştir. 1955'te Arjantin Ulusal Kütüphanesi müdürlüğüne getirilen Borges'in, zaten genetik nedenlerle görme zorluğu çeken gözleri bu dönemde tamamen kör olur. Kendisi de bu durumu "Bana aynı anda hem 800,000 kitabı hem de karanlığı veren Tanrı'nın muhteşem ironisi" olarak yorumlayan Borges, aslında artık tam da öykülerinde bahsettiği bir ironiyi/çelişkiyi yaşamaya başlar. 
Görmeyen gözleriyle, bizim gören gözlerimizle asla göremeyeceğimiz başka bir dünyayı görüyordu O.
Bizce sonuna kadar hak etmesine rağmen hiçbir zaman Nobel Edebiyat ödülünü alamayan Borges, 1961'de Samuel Beckett'le birlikte Uluslararası Yayımcılar Ödülü'nü (Formentor Ödülü) kazandıktan sonra uluslararası bir üne kavuştu. Aklınıza gelebilecek her konuda olağanüstü bilgiye sahip olan Borges, bu bilgilerini öykülerinde zaman zaman "varolmayan kitaplara" dipnotlar vererek veya göndermeler yaparak gösterdi. Hatta bunu o kadar iyi yaptı ki bazı okurlar dipnotlarında bahsettiği bu "varolmayan kitapları" bulmaya, onlara ulaşmaya çalıştılar. Daha sonra benzer tekniği Danilo Kiş ve Italo Calvino öykülerinde kullanırken, Orhan Pamuk da romanlarında kullandı.Ayrıca sinemadan da çok büyük zevk alan Borges'in bu özelliği ile de kalbimizde ayrı bir yeri vardır.Yazarlığının ilk yıllarında çeşitli eleştiri ve makalelerle sinema yazarlığı da yapan Borges, Citizen Kane/Yurttaş Kane, King Kong, City Lights/ Şehir Işıkları yanı sıra daha eski ve fazla bilinmeyen filmler üzerine yazmıştır. 
İşte burada size adını verdiğimiz "PROFILE OF A WRITER: JORGE LUIS BORGES (Vol. 7)/ Bir Yazarın Portresi: Jorge Luis Borges", biyografik belgeseli bu büyük yazarın hayatından kesitler sunarken, bir yandan da onun edebi kişiliğini açığa çıkarmaya çalışıyor. En güzel yanı ise, 14 Haziran 1986'da 87 yaşındayken karaciğer kanseri nedeniyle hayata gözlerini yuman Borges'i kendi sesinden dinliyor ve kendisini seyrediyor olmamız. Youtube'da paylaşılan filmi aşağıdaki videoda da seyredebilirsiniz.


Ayrıca Jorge Luis Borges'in daha detaylı İngilizce biyografisine buradan; yine Borges üzerine yapılmış bir başka film olan "Jorge Luis Borges: The Mirror Man"a de buradan ulaşabilirsiniz.
Borges'in düş dünyasını anlatan bilimsel bir makale olan "JORGE LUIS BORGES’TEN HASAN ALİ TOPTAŞ’A DÜŞSEL YOLCULUĞUN ŞİFRELERİ" isimli yazıyı da ayrıca okumanızı öneririz.
Borges üzerine yapılmış önemli video ve filmlerin bilgilerine de aşağıdaki linklerden ulaşmanız mümkündür.

Belgeseller:

Öykülerinden yapılan uyarlamalar:

İlgili filmler:

2 Nisan 2013 Salı

Video: "Masters of Cinema"/ Sinemanın Ustaları

"The Masters of Cinema" yani Sinemanın Ustaları dünya sinemasındaki klasikleşmiş filmleri ve ödüllü yönetmenleri içeren bir liste ve dünyanın en iyileri olarak kabul gören bu yönetmenlere adanmış bir organizasyondur. 2001 yılında basit bir sinema sayfası olarak kendi web sitelerini kuran grup, 2003 yılında asıl resmi Masters of Cinema sayfasını yaratmışlardır. 2004 yılında Eureka Entertainment Ltd. şirketi ile başlattıkları proje kapsamında Masters of Cinema Serisi'nin DVD'leri yayınlanmaya başlamış ve 2008 yılında da "Masters of Cinema", Eureka Entertainment Ltd.şirketine satılmıştır. 
Genel olarak kendisine "The Criterion Collection"u model alan site ayrıca sinema ve filmler üzerine yüzlerce eleştiri, makale, röportaj ve yönetmen yorumu içermektedir. Aşağıda sizlere hazırladığımız video 2012 yılı itibariyle listede yer alan filmleri içermektedir. Özellikle sinema sanatının, sinematografinin nasıl geliştiğini göstermesi açısından, hepsi çok önemli yönetmenlerin filmleridirler. Günümüz sinemasının nasıl içi boşaltılmış, sinematografiden yoksun hale getirilmiş bir "film simülasyonu"ndan öte bir şey olmadığını anlayabilmemiz açısından en az bir kaç tanesinin seyredilmesi gerektiğine inanıyoruz. Evde yapacak işiniz olmadığında veya seyredecek film bulamadığınızda bulun bunlardan birini ve seyredin; eminiz ki daha önce hiçbirini seyretmemişsinizdir!


video

23 Mart 2013 Cumartesi

GELECEK PROGRAM: RIDDICK/ Riddick (The Chronicles of Riddick 3), David Twohy, ABD, 2013, Bilim-Kurgu, Macera

2000 yapımı "Pitch Black/Derin Karanlık" filminde, gözleri karanlıkta da görecek şekilde modifiye edilmiş tehlikeli bir mahkum olarak tanıdığımız ve Vin Diesel'in canlandırdığı anti-kahramanımız Riddick'in bu filmde gösterdiği başarı ve seyircinin de ona gösterdiği ilgi üzerine 2004 yılında "The Chronicles of Riddick" adıyla bir devam filmi daha çekilmişti. Özellikle ikinci filmde, daha önce çizimleriyle "Alien"a da hayat veren Giger'in yarattığı atmosfer ve dekorasyon bize inanılmaz bir görsellik ve yeni bir dünya sunmuş ve filmde gücünü büyük oranda buradan almıştı. Bu atmosfere bir de Riddick/Vin Diesel'in karizması ve aksiyon da eklenince tadından yenmeyen bir film çıkmıştı ortaya. Ayrıca yine 2004 yılında  Peter Chung un yönetmenliğinde yapılmış, "The Chronicles of Riddick: Dark Fury/Riddick: Korkunç Öfke" isimli bir kısa animasyon da seriye eklenmişti. Şimdi ise 2013 yılında bizi serinin son filmi "Riddick" bekliyor. Güneşin kavurduğu karanlık bir gezegende ölüme terk edilmiş olarak bulacağımız Riddick'in başına gelenleri seyretmek için biraz daha bekleyeceğiz, ama ondan önce filmin bugün Vin Diesel tarafından paylaşılan ilk teaser'ını sizinle paylaşalım istedik. Video Kaynağı/Source

video

21 Mart 2013 Perşembe

BİZDEN HABERLER: SOFRA Kültür, Sanat ve Düşünce Dergisi

İmtiyaz sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürlüğünü İbrahim Adıyaman'ın, genel yayın yönetmenliğini ise Mustafa Can Özdemir'in yaptığı ve genç arkadaşların çıkardığı 3 aylık Sofra Kültür, Sanat ve Düşünce Dergisi Mart ayı itibariyle yayınlanmaya başladı. Edip Cansever'in "İnsanda bir türkü var onu çıkarıyoruz" dizesini kendi mottosu yaparak yola çıkan dergide şiirden, öyküye edebiyatın her türündeki yazılar yanı sıra çeşitli röportajlarla, felsefe ve sinema üzerine yazılara da yer verilmekte. Bu ilk sayıda yayınlanan "Karanlığın Resmi" adlı kısa öykümüzle, biz de ilk defa basılı olarak okurların karşısına çıkma heyecanını yaşarken, genç arkadaşlara da desteğimizi veriyoruz. Kendi adımıza bir destek de sizden bekliyor ve dergiyi takip etmenizi öneriyoruz.
Dergi ekibinin de dediği gibi; "Mutlu olmak mevcuttur!"

İletişim için e-mail: i.adiyaman5454@gmail.com / sofraksd@gmail.com


20 Mart 2013 Çarşamba

O AN: GUNLESS/ Silahsız- 'Sınıfta Aristo Okuması' yapıldığı sahne (William Phillips, Kanada, 2010, Western)

Kablo TV kanallarından Sinema TV de önce fragmanını izleyip, fragmana bayılıp gösterim saatini beklediğimiz bir filmdi Gunless/ Silahsız. Daha fragmandan farklı bir western'in bizi beklediğini anlamıştık, ama bunca akıllı diyaloğu beklemiyorduk doğrusu. Sonradan filmle ilgili araştırma yaparken bir forum sitesinde şöyle bir seyirci yorumuyla karşılaştık filme dair; "bu filme nasıl yorum yaptınız ne macera var ne aşk var ne entrika western diye bişey yok aksiyon yok hadi bunları geçtim komedi zannettim oda yok bu filmi izlemeyin sakın yorum atanları takmayın çok pişman olursunuz". Bu yorum da bir kere daha gösterdi ki millet olarak silahların patlamadığı, arabaların havaya uçmadığı, binaların tuzla buz olmadığı, kısaca aksiyonun yer almadığı hiçbir filmi istisnasız beğenmiyoruz. Aslında bu seyirci yorumundaki olgular doğru olsa da getirilen yorum yanlış; evet doğru filmde entrika yok, aksiyon yok, bir western filmi olmasına rağmen -adından da anlaşılacağı gibi- silah yok, ölçülü bir komedi ve aşk var ama. Çünkü karşımızdaki film sırtını entrikaya, aksiyona, patlamaya değil daha çok diyaloglara dayamış; insancıl olduğu oranda naif, durgun ve huzur verici bir film. Hatta öyle ki bazı sahneler -özellikle burada vereceğimiz sahne- sırf o diyalog için eklenmişler gibi filme; "silahtan" çok "silahsızlığı" öne çıkaran bir film Gunless/ Silahsız.
Kısaca filmin konuna bakacak olursak; Vahşi Batı'nın, çeşitli düellolarda resmi kayıtlara göre 7 gayri resmi olaraksa 11 kişiyi öldürmüş azılı silahşörlerinden "Montana Kid", peşindeki ödül avcılarından kaçarken yaralı olarak Kanada sınırını geçer ve karşısına çıkan ilk kasabaya sığınır. Kasabanın doktoru onu tedavi ederken, kasabanın demircisi Jack de onun atını, toynağındaki yaraya bakmak için ahırına alır. Ancak Montana Kid, Jack'in atını çaldığını sanar ve onu düelloya davet eder. Ama bu noktada Montana Kid için daha büyük bir sorun ortaya çıkar: Bu kasabada kendi belindekinden başka tabanca yoktur. Kasabadakiler şimdiye dek, sadece sığırları otlatan kovboylardan bir kaç tane tüfek almışlardır o kadar; kimse belde taşınacak bir tabancaya ihtiyaç duymadığı gibi, kimseyi de öldürmeye ihtiyaç duymamışladır. Sadece Montana Kid'in karşılığında rüzgar gülünü tamir etmeye söz verdiği, Jane Taylor'da bir tane tabanca vardır, ama onun da horozu kırıktır. Üstelik Montana Kid bu horozu tamir etmesi için düelloya davet ettiği demirci Jack'e verir. Jack de, sonunda ölümüne sebep olması muhtemel bu horozu tamir eder... 
Filmin bir sahnesinde, Hıristiyan-Batı kaynaklı filmlerde görmeye alıştığımız kilisedeki ayin yerine, kasabanın okulunda toplanılarak ayinsel bir havada Aristo'nun etik üzerine bir eseri okunmaktadır kasabanın öğretmeni tarafından. (Yönetmen burada 'kilise yerine okulu, rahip yerine öğretmeni ve kutsal kitap yerine de Aristo'yu koyarak', aslında batıdan gelen ve vahşiliği tabancayla temsil edilen Hıristiyan silahşörün karşısına onu deli eden 'akıl ve barışı' koymaktadır.) Bu sırada Jack ve Montana Kid arasında bir insanın düelloda veya düellosuz öldürülmesinin kötülüğüne dair bir atışma başlar ve kısa süre içinde bu atışmaya sınıftaki bütün kasabalılar -11 kişi- katılır :
"Jack- Senin içini cam gibi görüyorum. Belinde taşıdığın tabanaca kadar düz ve yalınsın. Silahlar ölümü çağırır, bence sen kendi ölümünü arıyorsun.
Montana Kid- Ne demek o? Saçmalıyorsun. Tabanca, basit bir alet işte sıradan bir alet.
Jack- İnsan öldürmek için tasarlanmış bir alet.
Montana Kid- Hayır. Önemli olan onunla ne yaptığın!." 
Bu noktadan sonra okuldaki diğer kasabalılar da tartışmaya dahil olurlar.
 "-Evet, ama adamın teki elinde kürekle dükkana girince 'ah bununla beni öldürebilir! demem ki!
- Seni kürekle de öldürebilir. Kafana indirince ölürsün. 
- Ya da sana saplar.
- Ama bunu bir taş için bile söyleyebilirsin.
- Kimse elinde taş parçasıyla gezmez. Üstelik taş alet değildir.
- Siz onu yerlilere söyleyin. Taşları hep alet olarak kullanıyorlar.
- Doğru. Taşla adamın suratını dağıtabilirsiniz.
- Ya da saplarsınız.
- Hayır, taşı insana saplayamazsınız.
- Bunu yerlilere anlat. Yıllardır insanlara taş saplıyorlar.
- İpe ne dersiniz? İple birine vurmak da saplamak da ona bir zarar vermez.
- O kadar emin olma! 
- Ama iple birini boğabilirsiniz. 
- İpi insanın -gözünün- üzerine koyup sertçe sürtebilirsin.
...
Montana Kid- Sana bir şey soracağım. Bu ülkenin mi tamamı deli yoksa sadece bu kasaba mı?" 

NOT: Siz yine de forumlarda okuduğunuz abuk subuk seyirci yorumlarına bakarak o filmleri seyretmemezlik yapmayın. Sonuçta renkler ve zevkler tartışılmaz...