SİNEMA FİLMLERİNDEKİ BÜTÜN DELİKLER, YARIKLAR VE ÇATLAKLAR ANA RAHMİ OLMAK ZORUNDA MI?/ "AAAAA! BU ADAM ÖLÜ MÜYMÜŞ?" BÜTÜN FİLM BOYUNCA NE YEMİŞSİN BİZİ BE SHYAMALAN./ ŞEHRİMİZDE FİLM FESTİVALİ OLDU DA, BİZ Mİ GİDİP İZLEYİP YORUM YAPMADIK./ ALLAH RIZASI İÇİN 'SÜRREALMOVİEZ' DAVETİYESİ VERECEK YOK MU?

27 Nisan 2015 Pazartesi

BİZDEN HABERLER: "İŞTEOFİLM" Yazılarımız

Bir süre önce faaliyete başlayan işteofilm sinema/film sitesinde bizde yazılarımızla yer alıyoruz. Şimdilik blogdaki yazılarımızın paylaşıldığı sitede, önümüzdeki günlerde de paylaşımlarımız devam edecek. "Hayal Gücümüzün Ötesi Filmler" başlığı altında yayınlanan yazılarımızın ilki Mr. Nobody idi. İkinci olarak ise yine daha önce bu blogda yayınlanmış olan "Snowpiercer" başlıklı yazımız paylaşıldı.

SNOWPIERCER, Joon-ho Bong, Kuzey Kore, ABD, Fransa, Çek Cumhuriyeti, 2013, Bilim-Kurgu, Macera



12 Nisan 2015 Pazar

ENTER THE DANGEROUS MIND, Youssef Delara, Victor Teran, ABD, 2013, Gerilim, Macera


Hepimiz bizim gazetelerin arka sayfalarında yer alan, ABD'nin bilmem ne eyaletinde bir liseye giren her açıdan masum bir Amerikalı'nın birden bir canavara dönüşerek onlarca insanı katlettiğini söyleyen haberleri görmüşüzdür. İşte Enter The Dangerous Mind da bu tür haberlerin TV'deki sunumuyla başlıyor. Sonra da o masum insanlardan biri olan kurgusal kahramanımız Jake'in nezdinde, bu masum insanların neden ve nasıl birden bire seri katillere dönüştüğünü açıklamaya başlıyor. Hiç şüphesiz çocukken geçirdiği bir travmanın sonucu olarak, psikolojik sorunları olan ve kafasının içinde sesler duyan, hatta bazan yanı başında sesin sahibini de gören Jake için sonunda bir psikopata dönüşmek kaçınılmaz gibi görünse de; aslında kafasının içinde kendi kendisine sohbet eden bir tek o değil... Bu açıdan bakıldığında filmin finali barındırdığı ufak sürprizle fazlasıyla Altıncı His'si de hatırlatmıyor değil. İçindeki seslerle bu kadar haşır neşir olan Jake'in seslerle oynayarak dijital müzikler yapan bir sanatçı olması da aslında yine bu sesleri bastırmak içindir. Çünkü kendi kalesine çekildeğinde yaptığı tek şey, kulaklarına kulaklığını takıp sesi de sonuna kadar açarak bilgisayarda yaptığı mixlerdir. Aslında düşündüğünüzde, sosyalleşmeye ihtiyacı olmadığı ve zaten internette 19.000 takipçisi olduğunu söyleyen Jake'in yaptığı müzikdeki sesler de, tıpkı internetteki takipçileri gibi sanaldır. Bu durumda duyduğu seslerin de gerçek olmadığını anlaması mümkün müdür? Aslında başlarda bu durumdan çok da rahatsızmış gibi görünmese de, Wendy isimli bir sosyal hizmetler görevlisi kızla tanışıp, arkadaşlığı aşka doğru dönmeye başladığında sesin kendisini kontrol etmeye başlamasından da rahatsız olmaya başlar. Çünkü ses ona, onun yapmak istemediği şeyler yapmasını, olmadığı bir kişi gibi davranmasını söylemeye hatta emretmeye başlar. Hatta beyninde yankılanan ses'ten kurtulmak için, tıpkı Aronofsky'nin Pi'deki, beyni sayılarla dolup taşan kahramanı Maximillian Cohen'in beynindeki sayılardan kurtulmak için kafatasını bir matkapla delmesi gibi, Jake de kulağına bir kalem sokarak kulağını deler. Ama aslında bu durumu iyileştirmekten çok daha da kötüleştirecek ve Jake'in yavaş yavaş büründüğü yeni kişilik Wendy'nin ondan uzaklaşmasına sebep olacaktır. Bundan sonra ise kaçınılmaz trajedi Jake'i bulacak ve gazetelerin arka sayfasındaki bir habere dönüşecektir.

Genel olarak ağır ilerleyen bir tempoya ve zaman zaman sıkıcı olacak kadar sahne uzatmalara sahip de olsa, Enter The Dangerous Mind senaryosu itibariyle ilgiyi hak eden bir film. Ama siz yine de kafanızın içindeki seslere ve yanı başınızda konuştuğunuz kişiye dikkat edin; onlar olmayabilirler...

(Ufak Not: Sizce Jake'in eski psikoloğunun sohbet ettiği siyahi adam kim?)

Enter The Dangerous Mind Web Sitesi                       IMDb                        rottentomatoes

30 Mart 2015 Pazartesi

BİZDEN HABERLER: Ters Ninja

Kısa bir süre önce, internette faaliyet gösteren seçkin sinema sitelerinden olan ve editörlüğünü (veya genel yayın yönetmenliğini; buna ne ad verilir tam olarak bilemiyoruz) Landlord Ege Görgün'ün yaptığı Ters Ninja'da ilk yazımızla yer aldık. Son dönemde yapılmış en sıradışı zombie filmi Wyrmwood üzerine yazdığımız yazımızı aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz. Ayrıca Ters Ninja'da yazmamıza vesile olan Ters Ninja, Aydınlık Gazetesi ve bilimum yerde sinema yazarı Ercan Dalkılıç'a da teşekkür ederiz.

WYRMWOOD, Kiah Roache-Turner, Avustralya, 2014, Zombi, Bilim-Kurgu



8 Mart 2015 Pazar

THE OBJECTIVE/ Zor Görev, Daniel Myrick, ABD, Fas, 2008, Bilim-Kurgu, Gizem

"The Blair Witch Project"in yönetmenlerinden Daniel Myrick'in sonraki filmi The Objevtive/ Zor Görev, bizi Afganistan'ın bilinmeyen bir bölgesine gerçekleştirilen çok gizli bir görevin sırlarıyla karşı karşıya getiriyor. CIA'nın paranormal olaylarla ilgilenen özel bir biriminde (kült TV dizisi X-Files'ı hatırlayın, ki bu filmin de ondan geri kalır yanı yok) görevli olan özel ajan Benjamin Keynes çok gizli bir görevle Afganistan'a gönderilir. Burada özel bir timle buluşacak olan Keynes, sözde Kutsal Dağlar'da saklanmakta olan bölgede sözü geçen bir dini liderle, Afganistan'daki ABD politikalarını deteklediğine dair bir video kayıt yapacaktır. Ancak ekip Kutsal Dağlar'a yaklaştıkça hem ellerindeki elektronik cihazlar çalışmamaya hem de geceleri garip ışıklar ortaya çıkmaya başlar. Bunlara bir de birden bire ortadan kaybolan Taliban saldırıları da eklenince, gizli görevden haberi olmayan ve sadece video kayıt almaya gittiklerini sanan tim elemanları Ajan Keynes'in amacından şüphelenmeye başlarlar.
The Objective/ Zor görev, son darbeyi finalindeki son karede vuran minimalist bir bilim-kurgu. Yani büyük aksiyonların yaşandığı, dijital efeklerin gırla gittiği bir film değil, "bilim-kurgu" türünü görüp de seyredeecekler için önce bunu belirtmekte yarar var (sonra kendileri bunun neresi bilim-kurgu diye parlıyorlar forumlarda, sitelerde; ama bu da bilim-kurgu işte!). Aksine 5-6 kişiyle çekilmiş, dekor olarak Fas dağlarının kullanıldığı, efektlerin neredeyse hiç olmadığı bir film (bu nedenle de minimalist zaten). Ancak film yine de sıkılmadan ve merakla izleniyor baştan sonra kadar. Hatta başta verdiği ipuçları hakkında da biraz bilginiz varsa Ajan Keynes'in aslında nereye ve ne amaçla gittiğini de anlamanız mümkün.
Filmin başlarında, ajan Keynes ve özel tim video kayıtı yapmak için önce dini lider Muhammed Aban'ın evine giderler. Buradayken Aban'ın Taliban'dan saklanmak için Taliban'ın yakınlarına bile gitmekten korktuğu Kutsal Dağlar'a gittiğini öğrenirler. Keynes de Kutsal Dağlar'a gitmeden önce Muhammed Aban'ın evinde ufak bir araştırma yapar ve bu sırada tezgah üzerinde, daha sonra gizlice cebine attığı radyoaktif bir nesne bulur. İki kanadı ve kuyruğuyla modern bir uçağın veya uzay mekiğinin ufak bir modelidir aslında bu nesne. Diğer taraftan filmin kurgusu içinde kullanılan bu nesne aslında tamamen gerçek bir nesnedir ve orjinali Mısır'da Kahire Müzesi'nde bulunmaktadır. İşin ilginç tarafı ise Kuzey Sakkara'daki kazılarda 1898'de bulunan bu nesnenin M.Ö. 200'e tarihleniyor oluşudur; yani bir başka deyişle, bu nesne 2200 yıllıktır. Bu cismin aerodinamiği üzerinde yapılan modern çalışmalar ise, bunun hızı saatte 45-65 mil olan bir kargo uçağının modeli olabileceğini göstermiştir. Ama tabii asıl mesele bu modelin yapıldığı çağda ne bir uçağın ne de onu çalıştıracak bir enerji kaynağının olmadığına inandırılmış olmamızdır bizim... Bu arada araştırmacıların dediğine göre Mısır'da açılan mezarlardan ele geçen buluntulardan Mısırlılar'ın gördükleri her şeyin modelini yaptıkları anlaşılmaktadır.
Filmde görülen uçak modeli.
Mısır'da ve Güney Amerika'da ele geçen orjinal uçak modelleri.
Filmin başındaki bu sahneden sonra, eğer bu örnekler hakkında bir bilginiz varsa anlarsınız ki Keynes uzaylılarla ilgili bir durumun içindedir. Onun asıl amacı özellikle Kutsal Dağlar civarında yoğunlaşan paranormal olayları kayıt etmek ve bunların Güneydoğu Asya mitolojisinde geniş bir yer tutan uçan nesneler Vimanalar olup olmadığını belirlemektir. Özellikle Hint mitolojisinde sıkça karşımıza çıkan Vimanalar üçgen şeklinde ve ortasında ışık saçan uçan nesnelerdir. Filmde de Vimanalar ters üçgen şeklinde (normalde düz üçgen şeklindedirler) ve ortalarından ışık saçar şekilde gösterilmişlerdir. Hatta bu tasvir kimi seyirci yorumlarında, Masonik bir sembol olan "piramit içerisindeki göz" sembolüne benzetilerek subliminal anlamda Siyonizm'in ve Şeytan'ın filmi olarak yorumlanmıştır The Objective. Oysa ki bu sembol kökleri Mısır'a kadar dayanan çok eski bir semboldür ve Horus'un tek gözünü temsil eder. Piramit veya üçgen içerisindeki göz de gökyüzünden bizi seyreden tanrının gözüdür, yorumlarda bahsedildiği gibi Şeytan'ın değil. Bizdeki mavi nazar boncuğu bile buradan gelir; bizi kem gözden koruduğuna inandığımız o boncuk tanrının gözünü tasvir eder (nazar: bakmak, göz atmak).
Filmin son sahnesinde, Ajan Keynes uzay aracından inen canlıların ona temas etmesiyle aydınlanma yaşarken akan görüntülerde Vimanalar'ın görüntüsü de bir çizim şeklinde akar geçer ekrandan ve bu da ters üçgen ve içindeki bir gözden ibarettir. Hemen bunun ardından özel bir hastane odasında uyanan Keynes'in elinde yine Aban'ın evinden aldığı uçak modeli vardır ve onu sıkı sıkı tutar.
Siyonizm'in mi yoksa tanrının aslında bir uzaylı olduğunun mesajı mı?
Aslında The Objective/ Zor Görev'in Siyonizm'in propagandasını yapma gibi bir derdi yoktur, ama çok eski semboller günümüzde ilk anlamlarından farklı olarak algılandıklarından seyirci nezdinde film böyle yorumlanmaktadır. Burada filmin bize asıl bahsetmek istediği şeyse, Roland Emmerich'in ünlü filmi Stargate'de de denmeye çalışıldığı gibi ve Erich von Danikenvari bir şekilde tanrının aslında bir uzaylı olabileceğidir. Çünkü üçgen bir uzay aracı olan Vimana'dır, içindeki gözse insanları gözeten tanrının/uzaylıların gözüdür. Çünkü antik insanların mitolojilerinde tanrılar hep aydınlık bir disk, konik gövdeli bir disk şeklindedir veya tanrıların tepesinde hep bir yıldız parlar. Çünkü antik mitolojilerde tanrılar insanların gözlerine görünmezler, hep bir bulut arkasındadırlar; tıpkı filmdeki Vimana ve uzaylılar'ın da sadece kızılötesi kamerayla görülebilmesi gibi.
Kısaca The Objective/ Zor Görev izledikten sonra bunca zaman neden izlemediğimize pişman olduğumuz, mutlaka seyredilmesi gereken bir film.

                                                      IMDb                      rottentomatoes

10 Şubat 2015 Salı

EKSK SYFLR (Eksik Sayfalar), Ozan Çobanoğlu, Türkiye, 2013, Dram, Gizem

Hollywood filmlerinde sıkça gördüğümüz, "bir gün hiç tanımadıkları bir yerde uyanan bilmem kaç kişinin neden orada olduklarını anlama çabası" şeklinde özetlenebilecek bir konunun yerli uyarlaması olarak karşımıza çıkıyor Eksik Sayfalar. Ancak burada bir fark var, daha önce çalıştıkları şirketin patronunun intihar etmesi sonucu zan altında kalan ve haklarında yolsuzluk soruşturması açılan, çok da sağlam pabuç olmayan 8 kişi, batmakta olan eski şirketlerini satın alan gizemli bir "Patron" tarafından kendi adına çalışmaya zorlanırlar. Bayıltılarak gizemli bir mekana götürülen çalışanlar burada düzenlenmiş olan bembeyaz ofiste üç gün boyunca kendilerine verilen satış görevlerini sadece telefonda konuşarak halledecekler, gün sonunda en az geliri elde eden kişinin de işine son verilecektir; tabii bu durumda "işe son verme"nin ne anlama geldiğini söylemeye de gerek yok sanırız. 8 kişi bir yandan kendilerine verilen görevleri kimse kovulmasın diye dengeli bir şekilde yapamaya çalışırken, bir yandan da "Patron"un amacını öğrenmeye çalışırlar; ancak patronlarının amacı çok farklıdır.
Filmin adı "Eksik Sayfalar", aslında görünürde çok parlak birer özgeçmişe sahip bu 8 kişinin özgeçmişlerinde yer almayan yani eksik olan yasadışı veya insanlık dışı faaliyetlerinin yer aldığı sayfalara gönderme yapıyor. Çünkü ya halihazırda ya da hayatlarının bir aşamasında bu 8 kişinin her biri ya bir yolsuzluğa, ya bir insanlık dışı harekete karışmış durumda ve yeni patronun her şeyden haberi var. Aslında patron da bu açıdan bakıldığında kurbanlarına birer hayat dersi vermeyi amaçlayan ünlü seri Testere'nin seri katili Jigsaw'ı hatırlatmıyor değil. Patron da kendi gizli amacına ulaşmaya çalışırken, bir yandan da bu 8 kişiye bir hayat dersi vermeye çalışıyor.
Genel olarak bakıldığında Eksik Sayfalar, Türk sineması adına yeni bir şeyler yapmayı deneyen ve bunda da gayet başarılı olan bir film. Özellikle filmin, Ozan Çobanoğlu'nun ilk yönetmenlik denemesi olduğu da düşünülürse yarattığı atmosferle Hollywood örneklerinden hiç de geri kalmıyor. Her şeyin bembeyaz renkte dizayn edildiği ofiste Ayşegül'ü canlandıran Tuvana Türkay kırmızı elbisesiyle filme sürrealist bir hava katarken, finalin de film boyunca saklanan gizemi tatmin edici bir şekilde yansıttığını da belirtelim. 
Kısaca Eksik Sayfalar hem yeni Türk sineması adına izlenmesi gereken, hem de genç yönetmeninin yeni işleri için desteklenmesi gereken bir film.

8 Şubat 2015 Pazar

FİLM REPLİKLERİ: PERSON OF INTEREST/ Şüpheli Şahıs, Jonathan Nolan, ABD, 2011- ... (Dizi: S4E11)

Takım Elbiseli Adam'la tanışın. Nam-ı diğer Reese...
Person Of Interest, IMDb'de 8.5 gibi oldukça yüksek bir puana sahip olan ve senaryosunu Christopher Nolan'ın kardeşi Jonathan Nolan'ın yazdığı kült olmaya aday bir dizi. Daha önce "Filmsel Kavramlar: Makine" başlığında da incelediğimiz dizide olaylar; cep telefonu konuşmaları, e-postalar, mobese ve güvenlik kameraları gibi her türlü teknolojik takip cihazı ile bütün nüfusu takip ederek ulusal bir terör olayına karışacak kişileri saptayıp bu kişilerin sosyal güvenlik numarasını "Kontrol"ün başında olduğu "Araştırma" adındaki hükümet birimine veren bir yapay zekanın etrafında dönmektedir. Ancak Makine terör olayları yanı sıra (devleti tehdit etmeyen) herhangi bir sıradan olaya karışarak maktül ya da katil olacak kişilerin de numarasını vermekte, ama hükümet bunları dikkate almamaktadır. Dizinin baş kahramanları Makine'nin yaratıcısı Harold Finch ve CIA'nın gözden çıkardığı eski bir ajan olan John Reese nam-ı diğer Takım Elbiseli Adam, bir ortaklık kurarak devlet için ilgisiz olan bu numaraların peşine düşerek onları kurtarmakta veya yakalamaktadırlar. Tabii bu ilk sezonun başlangıç konusu. Dizi sonraki sezonlarda öyle bir hal alıyor ki, Makine'nin karşısına onun prototipi Samaritan/ Hayırsever isimli başka bir yapay zeka ve başka örgütler çıkıyor. Bu arada dizinin çok acayip sezon finalleri yaptığına da dikkatinizi çekeriz.
Burada repliklerini alıntılayıp sizinle paylaştığımız bölüm ise 4. sezonun 11. bölümü. Efsane olmaya aday bir bölüm olarak karşımıza çıkan bu bölüm hakkında fazla detay vererek henüz seyretmeyenlerin ağız tadını kaçırmayalım diyerek bu bölümde geçen bir kaç repliği paylaşalım...

"Finch - Nasıl oynandığını öğretmemi istemiyor muydun? Her olası hamle farklı bir oyunu temsil eder. Daha iyi bir hamle yapacağın farklı bir evreni. İkinci hamleyle birlikte 72.084 olası oyun vardır. Üçüncüden sonra 9 milyon. Dördüncüden sonra…
Makine - 318 milyar.
Finch - Dünya üzerinde bulunan atom sayısından daha fazla sayıda olası satranç oyunu vardır. Hiç kimse hepsinin sonucunu tahmin edemez. Sen bile.  Yani ilk hamle korkutucu olabilir. Oyunun sonuna en uzak olduğun noktadır. Sen ve karşı taraf arasında sonsuz bir olasılıklar denizi vardır. Ama bu, aynı zamanda bir hata yaparsan neredeyse sonsuz sayıda çözüm yolu olduğu anlamına gelir. Yani sadece rahatlamalı ve oynamalısın…"

"Finch - Senin için bir saniye sonsuzluk gibi bir şey değil mi? Her şeyi dikkate almak için vaktin var. Ya da neredeyse her şeyi."

"Finch - Ama hiçbir şey hatırlamasan bile lütfen şunu unutma, satranç sadece bir oyundur ve gerçek insanlar birer taş değillerdir. Ve bazılarına diğerlerinden daha fazla değer veremezsin… Öğrenmen gereken ders bu dünyaya sanki bir satranç oyunuymuş gibi bakan herkes kaybetmeyi hak eder."

"Reese - Şakanın güleceğim kısmını bekliyordum." 

"Shaw - Ama sen de ölümünü harcamak zorunda değilsin. Öleceksen bile sevdiğin bir şey uğruna öl."

"Reese -Hadi çabuk Lionel.
Lionel - Böyle söyleyince bir faydan olmuyor."

"Root -Yaşadığın andan daha güzeli yoktur Sameen."

"Shaw -Hislerim mi? Ben bir sosyopatım. Benim hislerim yok.
Root - ve ben de ıslah olmuş bir katilim. Resmen birbirimiz için yaratılmışız."

"Shaw -Gördün mü Gary, hayat berbat. İnsan ırkına hoşgeldin."

"Root -Tadını çıkaramayacaksak dünyayı kurtarmanın ne anlamı var Harry?"

5 Şubat 2015 Perşembe

Death On Saturn's Moon aka. Ascension/ Satürn'ün Ayında Ölüm, John Krawlzik, ABD, 2000, Bilimkurgu


Daha önce Seyretmek İstediklerimiz başlığında da kısaca değindiğimiz ve varlığından artık ciddi ciddi şüphe etmeye başladığımız bu filmi uzun aramalardan sonra, nihayet bulup izlemeyi başardık.
2057 yılında geçen filmde özel araştırmacı Hayes, Satürn'ün Dünya'dan en uzaktaki ayı Titan'da bulunan bir maden araştırma üssündeki şüpheli bir ölüm veya ortadan kaybolma olayını araştırmak üzere bu üsse gönderilir. Hayes, uzay elbisesi olmadan atmosfere çıkarak ortadan kaybolan (veya ölen) Barnett'in lideri olduğu 3 kişilik araştırma ekibinin geriye kalan diğer iki üyesi Lippert ve Sterner ile bir sorgu kaydı gerçekleştirdikten sonra üste kaybolma olayıyla ilgili inceleme yapmaya başlar ve Lippert'le birlikte Titan'ın atmosferi ve sürekli esen fırtınası üzerine araştırma yapan Barnett'in laboratuvarında yıldız şeklinde garip bir saydam nesne bulur. Ancak yaptığı hiçbir sorgu veya araştırma onu Barnett'e ne olduğu sorusunun cevabına ulaştırmaz. Gerçekten kayıp mı olmuştur yoksa ölmüş müdür? Öldüyse bedeni nerededir?
Üç kişilik bir cast'ı, iki sayfalık bir senaryosu -çok fazla diyalog yok filmde- ve 5 dolarlık bir bütçesi (bir imdb yorumunda böyle diyordu) olmasına rağmen bizce Ascension seyredilmeyi hak edecek kadar merak uyandıran ve yoğun olarak Tarkovski etkisi taşıyan bir film. Bu etki en başta hem klostrofobik ve karanlık atmosferi, hem de Solaris'i hatırlatan senaryosunda açıkça görülebiliyor, zaten sonunda anlıyoruz ki Solaris'in Deniz'i neyse Titan'ın da Fırtına'sı aslında o'dur...

                                                     Resmi Web Sitesi                 IMDb