İKİ ARKADAŞ, aka DARBE, Şerif Gören, 1976, Türkiye, Macera, Dram


Televizyonda denk gelip de izlediğimiz ve 'Darbe' olan adı o dönemde (1976) sansürlenerek 'İki Arkadaş'a çevrilen bu Yeşilçam filmi, öyküsüyle neredeyse kendisine hayran bırakıyor. Özellikle Kore sinemasında görmeye alıştığımız türde bir intikam hikayesi anlatan film, içerdiği sürprizle de (tabii bir Old Boy kadar vurucu yapamasa da bunu, yine de Türk filmlerinde görmeye alışık olmadığımız şekilde) bir noktada insanı şaşırtmayı başarıyor. Yönetmenliğini Şerif Gören'in yaptığı filmde Cüneyt Arkın (Ahmet) ve Fikret Hakan (Kemal) iki Kore Savaşı gazisini canlandırıyorlar. Savaş sırasında yaralanan Kemal'i sırtında taşıyarak onun  hayatını kurtaran Ahmet, savaştan sonra bir fabrikanın muhasebe müdürü olarak çalışmaya başlamıştır ve oğlu da aynı fabrikada işçi olarak çalışmaktadır. Ahmet'in oğlu aynı zamnda fabrikadaki işçi şartlarının iyileştirilmesi için gidilecek olan grevde de başı çekenler arasındadır. Ahmet'in oğlunu filmin bir sahnesinde işçi-işveren müzakerelerinin yapıldığı masada görürüz; filmin en ilginç sahnelerinden birini oluşturan bu sahnede, sert müzakerelerin yapıldığı masanın işverenler bölümünde oturan kişiler  arasında ünlü sinema yazarı Atilla Dorsay, işçi bölümünde oturanlar arasında da yönetmen Sinan Çetin ve Yavuz Özkan da bulunmaktadır (kaynak). Sonuçsuz kalan müzakerelerin ardından işçiler fabrikada şalter indirerek greve giderler. Fabrika müdürü, Ahmet'ten grevin başını çeken oğluyla konuşmasını istese de bu girişim de bir sonuç vermez. Bunun ardından bir gece Ahmet'in evinin kapısı çalınır; arkadaşları oğlunun cesedini getirmişlerdir: Kırmızı renkli bir araba oğluna çarpıp kaçmıştır. Kısa bir süre Ahmet, oğlunun arkadaşlarıyla oğluna çarpan arabayı arar ancak bulamaz. Son çare olarak, savaştan döndükten sonra İstanbul'un önde gelen kabadayılarından biri haline gelen Kemal'den yardım ister. Kemal de can borcu olan arkadaşına oğlunun katilini bulacağına dair söz verir. Kemal bütün imkanlarını ve gücünü kullanarak katili aramaya başlar; İstanbul'un heryerine adamlarını salar, herkesten katili soruşturur ama o da "bu iş bizi aşar Kemal" nidalarından başka birşeye ulaşamaz. sanki herkes ağız birliği etmişçesine katili ondan saklamaktadır. Kemal de katili bulamayınca Ahmet tekrar kendisi aramaya başlar oğlunun katilini ve böylece şehirdeki bir serseri grubuna ulaşır. Elbette sonunda katili bulur Ahmet, ama bahsettiğimiz sürpriz bu olduğu için ne filmin sonunu ne de katili söylemeyelim şimdi burada.
Yukarıda filmin Darbe olan adının sansüre uğrayarak İki Arkadaş'a dönüştürüldüğünü söylemiştik ama filmin uğradığı sansür bununla kısıtlı değil. Filmin Olkan Özyurt'a ait senaryosu da işçi-işveren ve grev üzerine odaklı olduğu için (kim bilir belki de Darbe adı, işverene karşı yapılan bu girişimi vurgulamak içindi) sansüre uğrayarak yeniden elden geçiriliyor. Belki de bu yüzden bu kadar güzel bir hikaye çok da iyi olmayan bir senaryoyla karşımıza çıkıyor. Ama elbette o dönem için ve özellikle hikaye için bu gözardı edilebilir. Hatta sadece uğradığı sansür bile izlemek için bir sebep olabilir. Tolga Örnek'in Devrim Arabaları filminde çok güzel bir diyalog geçiyordu, Selçuk Yöntem'in canlandırdığı karakter Latif filmin sonunda, hüsranla sonuçlanan yerli araba girişiminin neden 'hüsranla sonuçlandığını' açıklıyordu tek cümleyle: "Zaten adı devrim olan bir arabanın sokaklarda dolaşmasına izin vermezlerdi."... Biz de diyoruz ki, "adı Darbe olan bir filmin o dönemde sansüre uğraması zaten kaçınılmazdı!".

Yorumlar