REALIVE aka. PROYECTO LAZARO/ Lazarus Projesi, Mateo Gil, İspanya (Belçika, Fransa), Bilim-Kurgu, 2016,


Hem İngilizce hem de orjinal İspanyolca adından da anlaşılacağı üzere bir yeniden diriliş hikayesi "Realive". Filmin İspanyolca adı, İsa'nın bir hastalık sonucu ölen Lazarus isimli adamı dört gün sonra gömülü olduğu mezarda yeniden diriltmesi "mucizesine" gönderme yapmaktadır. Mucizeyi özellikle vurgulamak istedim ki filmde bu "mucize" kavramına da ayrıca gönderme yapılmakta. Kahramanımız Marc Jarvis oldukça genç bir yaşta kansere yakalanır ve yaklaşık bir yıl ömrü kaldığını öğerenir. Kemotrerapiyle belki bir kaç ay daha  uzatmak mümkün olabilecektir ömrünü ama bunu kabul etmez. Kalan ömrünü kolej yıllarından beri inişli-çıkışlı bir aşk yaşadığı sevgilisiyle geçirmek istemektedir. Fakat gazetede gördüğü bir haber sonucu bedenini ölümünden sonra dondurtmaya karar verir. Böylece tıp ve teknoloji hastalığını tedavi edebilecek duruma geldiğinde yeniden diriltilecektir. Film, aslında hepimizin 3.sayfa haberlerinde çokça gördüğümüz "Ölü bedeni yüzyıllar sonra canlandırılmak üzere donduruldu" tarzı haberlerde karşımıza çıkan bir kavram olan "Cryonics"i (cansız vücudu içi sıvı nitrojen dolu tanklarda -196 derecede dondurarak, tıbbın ilerlediği bir çağda yeniden canlandırmak) ve sonuçlarını hem duygusal hem de felsefi bir dille irdelemekte. Marc da ölümünden yüzyıl sonra Lazarus adı verilen proje kapsamında organların klonlanabildiği, iskelet yapısının yeniden üretilebildiği ve bunların biyo-mekanik yapılarla kaynaştırıldığı bir çağda yeniden canlandırılır. Yeni bedeninin %20'si eski bedeninden gelirken (beyin ve ana sinir sistemi), geriye kalan %70'lik kısım klonlanmış organlardan, üretilmiş iskeletten ve bunları birbirine bağlayan biyo-mekanik yapılardan oluşmaktadır. Göbek deliğinin yerinde de biyo-mekanik kısımları beslemek amacıyla, bebeklerin göbek bağına benzer şekilde yapılmış bir kablonun takıldığı bir plastik çerçeveli bir delik vardır. Bu bağ onu yeni mekanik annesine bağlamaktadır.
Film de Marc'ın gerçek doğumuyla başlar. An an bu doğuma şahitlik ederiz ve Marc'ın sesi o anda bize sorar; "Ya doğduğumuz sırada her şeyin farkında olsaydık?". Baştaki bu soru aslında Marc'ın kendi ikinci doğumuna göndermedir; çünkü o anda artık her şeyin farkındadır. Bir bebek gibidir, ama bilinçlidir. Hissettiği her şey bir bebeğinkiyle aynıdır. Nasıl anne karnındayken beslenebilmek için annesine kordonla bağlıysa, şimdi de biyo-mekanik kısımlarının beslenebilmesi için biyonik bir kordonla makineye bağlıdır. Hiçbir zaman tam olarak özgür olamayacaktır. Diğer taraftan kendisi, bu şekilde yeniden canlandırılan ilk insandır. "İlk insan" olması özelliğiyle de, Adem gibi gerçek bir göbek deliği yoktur; çünkü doğmamış yaratılmıştır. Bu nedenle kendisini projenin adındaki Lazarus'dan çok Frankenstein'ın canavarına benzetir. Hatta kendisi ilk olmasına rağmen, aslında bir dizi başarısız deneyin ve deneyimin sonucunda kusursuz olarak yeniden canlandırıldığını öğrendiği zaman, projenin doktoru Dr. West'e "Biliyorsun, gerçekten kimin canavar olduğunu merak ediyorum. Ben olduğum için ben mi ya da yaptıkların için sen mi?" der. Ancak bilim deneyler yaparak ilerler, İsa'nın Lazarus hikayesindeki gibi mucizeler sadece masallarda vardır. Gerçek mucizeyi gerçekleştiren bilim, bu mucize için yüzlerce binlerce deney yapmak zorundadır. Buna istinaden de Dr. West Marc'a cevap verir; "Seni yeniden canlandırmanın bir mucize sonucu olacağını mı düşünüyordun?" der. Bilimde her mucizenin bir bedeli vardır.
Bir başka bedel de Marc'ın beynindeki anı merkezinin hasar görmüş olmasıdır. Bu nedenle yavaş yavaş anılarını hatırlamakta güçlük çekecek, hafıza kaybına uğrayabilecektir. Ancak gelecekteki bir gelişme olarak anılar özel bir gözlük sayesinde kaydedilebilmekte, başkalarıyla paylaşılabilmektedir. O da bütün anılarını kaydederek onlara bir anlamda ölümsüzlük kazandırır ama bir yandan da kendisine sorar, "Hatıralarımı kaydetmeyi başarırsam hala bana ait olacaklar mı?". Hatıralarındaki anları yaşarken yaşamı hissettiği gibi hissedebilecek midir? Çocukluğunda ilk defa yaşadığı o duyguların etkisini? Sevgilisiyle arasındaki aşkın etkisini? Sadece onları seyretmek yeterli oalcak mıdır, yeniden o etkileri yaşamında hissetmek için?
Realive, şimdiye kadar belki de hiç karşılaşmadığımız bir şekilde "öldükten sonra bilimin ilerlediği bir çağda yeniden canlandırılmak üzere dondurulan insanlar canlandırıldıklarında ne hissederlerdi?" sorusuna duygusal ve felsefi yollarla cevap arayan bir film. Bunu da gerçekten çok iyi yapıyor. Kurgu ve hikaye itibariyle de Mr.Nobody tadında bir film olmuş. Aşağıdaki alıntılar bu felsefi yaklaşımı açıkça gösterecektir size...


"Bilmiyorum. Şu an açıkça görebildiğim tek bir şey var: Hayat maddenin halinden fazlası değil; sıvı gibi veya gaz gibi. Moleküler organizasyonun bir şekli ve onun hakkındaki hiçbir şey yüce ya da ilahi değil. tek amaç hareketle, değişimle ve uyumla kendini ölümsüzleştirmek. Hayat herhangi bir  kişi şöyle dursun, herhangi bir tür hakkında endişelenmezdi. Bir araç olarak kullanılan çamur parçasından fazlası değiliz. Yaşam ölüm değil, neden korktuğundur. Ama daima yok olmak üzeredir. Nerede olursa olsun varolmamalıdır... Ve belki de ruh, eti dondurup tekrar erittiğinde kaybolan bir parçadır." Marc

"Neden umutsuzca ölümden sonra yaşama özlem duyarız? İstediğimiz nedir? Belki kaderimiz için bir ödül. Ya da günahlarımız için cezalandırma. Hayır. Gerçekten bulmayı beklediklerimiz zaten bildiklerimizdir. Bir zamanlar elimizde olan ve kaybettiğimiz. Orada bir şey varsa aynısına döndürmemiz gerekecek. Aynı karmaşa ve güzellik. Aynı çaba için aynı ödül. Aynı aptal tarafından aynı masal. Orada bir şey varsa, muhtemelen Araf olacak."  Marc

"Varlığın donmuş vitrini kuşkucular için bir cennet."  Marc

"Ölmeden önce, öldükten sonra hiçbir şey olmadığına inanırdım. Şimdi eminim."  Marc

"Ölümsüzlük sadece bir zaman meselesidir."  Dr.West

                                                       IMDb                            rottentomatoes

Yorumlar