EQUILIBRIUM/ İsyan, Kurt Wimmer, 2002, ABD, Bilim-Kurgu, Dram, Aksiyon


Gösterime girdiği dönemde fazla ilgi görmemiş, hatta yapımcısını da bir hayli zarara uğratmış bir filmdir Equilibrium/ İsyan. Ancak bu tür filmler, kendilerinden sonra çekilmiş ve büyük gişe başarısı sağlamış benzer filmlerin etkisiyle kendilerini gösterebilmekte ve gerçek değerleri ortaya çıkabilmektedir. Özellikle George Orwell'in (ve tabikii Michael Radford'un)1984, Aldous Huxley'in (birkaç defa da hem TV hem de video için çekilen) Brave New World (Cesur Yeni Dünya) ve Ray Bradbury'nin (François Truffaut tarafından da sinemaya aktarılmış) Fahrenheit 451 isimli eserlerine açık göndermelerle dolu olan Equilibrium, kendisinden sonraki evrede de V for Vendetta ile yakın etkileşim içerisindedir. Bilenler bilirler, bütün bu eserlerin ortak özellikleri genellikle hepsinin üçüncü dünya savaşından sonra (veya geniş çaplı bir toplumsal olaydan sonra) totaliter bir rejimin hakim olduğu bir dünyada geçmesi ve halkın/ insanların da çeşitli ilaçlar veya propaganda yoluyla uyutularak sistemin/kurulu düzenin veya dünyanın dışına çıkmalarının (sizin anlayacağınız bir nevi 'koyuna' veya 'robota' dönüştürülerek) engellenmesidir. Yine bu eserlerin filmlerine baktığımızda (Equilibrium da dahil olmak üzere), hepsinde neredeyse siyah-beyaz düzeyinde bir renksizliğin, daha çok gri/koyu veya soğuk tonların hakim olduğunu görmekteyiz. Bu hem mevcut düzenin tek tipliğini, yani totaliterliğini hem de dünyanın renksizliğini, yani duygusuzluğunu vurgulamaktadır. Çünkü insanları tek tipleştirmenin ve onları yaşama/sisteme karşı tepkisizleştirmenin en iyi yolu, verilen ilaçlarla ve baskı propagandasıyla onları duygusuzlaştırmaktır. İlaçlarla insan duygularını kontrol altına alan/ körelten iktidar, uyguladığı baskı propagandasıyla da 'duyguların' yeniden oluşmasına, insanların yeniden 'hissetmesine' engel olmaktadır. Bunun da en iyi yolu, "duygularımızın veya hissettiklerimizin bir dışa vurumu olarak sanatın" tamamen yok edilmesidir. Yukarıda anılan bütün filmlerde, totaliter iktidarın yönettiği toplum içinde sanatın en ufak belirtisi bile yoktur; çünkü o duygularımızı dışa vurur, bizi diğer insanlara anlatır ve bu iktidar/sistem veya her neyse onun için zararlıdır.
Equilibrium'un hikayesi de bu noktada başlamaktadır işte. Üçüncü dünya savaşından sonra dünya totaliter rejimlerin hakim olduğu şehir-devletlerine ayrılmıştır ve hikayenin geçtiği Libria da bunlardan bir tanesidir. Liderliğini, hiçkimseyle muhatap olmayan ve kimseyi de muhatabı saymayan Başrahip'in (Father) yaptığı Tetragrammaton Konsül'ü tarafından yönetilen Libria'da, insanların Prozium (günümüzün Prozac'ını veya Cesur Yeni Dünya'nın soma'sını ne kadar da çok andırıyor) adlı bir ilacı kullanmaları sağlanarak tüm duygusal tepkileri/ duyumsamaları sıfıra indirilmiştir; sözde üçüncü dünya savaşı sırasında ve sonrasında artan şiddet olaylarını yok etmek için geliştirilen bu ilaç, aslında totaliter rejime sadık, baş kaldırmayan, kolay yönetilen, duygusuz robot insanlar yaratmak için kullanılmaktadır. Herhangi bir duygusal tepkimeye yol açacak her türlü sanat eseri (resim, müzik, edebiyat vd.) yasaklanmış, yüzyılların duygusal birikimi olan tüm eserler toplanarak yok edilmiştir. Duyumsamak, duygulanmak, hisetmek ve buna sebep veya aracı olacak herşey suçtur Libria'da. Yine de yeraltında gelişen isyancı bir hareket Tetragrammaton'a karşı halkı uyarmaya çalışmakta ve gizlice, kurtarabildikleri sanat eserlerini insanlara dağıtıp duygularını yeniden kazanmalarını sağlamaya çalışmaktadır. Ancak elbette duygunun, sanatın suç sayıldığı yerde; bu suçu işleyenleri saptayıp cezalandıracak özel bir polis birliği de kurulmuştur. Grammaton Rahipleri adını taşıyan bu birliğin rahipleri, tıpkı Fahrenheit 451'in kitapları yakan  itfaiyecileri gibi, buldukları sanat eserlerini "EC-10" (Emotional Content/ Duygusal İçerik) olarak değerlendirip, Mona Lisa bile olsa hiç gözünün yaşına bakmadan yakmakta ve bu suçu işleyenleri de cezalandırmaktadırlar, ki bu ceza genelde ölüm olmaktadır. Libria'da duygusal bir insan olmanın ne kadar ölümcül sonuçları olan ağır bir suç olduğunu varın siz düşün artık. Üstelik bu cezalandırmalarda ortaya çıkacak karşı koymalar için sadece Grammaton Rahipleri'nin kullandığı 'Gun-Kata' denen özel bir dövüş sanatı geliştirilmiştir. Filmin bütün aksiyon sahnelerinde, Matrix'e taş çıkartacak cinste karşımıza çıkan Gun-Kata, rahiplerin tabancalarını kullanarak (bir taşla üç kuş vurmak misali) çeşitli biçimlerde ve karate hareketleri eşliğinde hedefe ateş etmelerini sağlamaktadır. Filmin ana öyküsü, her yurttaşın her sabah içmek zorunda olduğu Prozium şişesini kırması sonucu içmeyi bir gün aksatan Grammaton Rahibi Preston'ın bunun sonucunda 'hissetmeye' başlaması üzerine kuruludur. Karısı da bir 'duygusal suçlu' olduğu için hayatını kaybettikten sonra küçük oğlu ve kızıyla yaşayan Preston'ın duygusal katsayısı, ilacı içmeyi unuttuğu gün gittiği bir görevde karşılaştığı kadın ve onun yarattığı gizli sanatsal odayı görünce iyice artar. Filmin başlarında ortağını da aynı sebeple kaybeden Preston, bu olaydan sonra ilacı almayı tamamen keser ve yeraltındaki isyancı grupla irtibat kurmaya çalışır. Artık tek amacı vardır, Tetragrammaton'u ve Başrahip'i öldürüp, insanların özgürlüklerıni kazanmalarını sağlamak.
Kelime olarak 'denge' anlamına gelen Equilibrium, her ne kadar ona sahip olunca dengesizleşiyormuşuz hissine kapılsak da, aslında tüm dünyamızı dengeleyen unsurun duygularımız olduğunu anlatmaktadır. Asıl dengesizlik, duygularımızı kaybettiğimiz ve artık hissetmemeye başladığımız zaman ortaya çıkmaktadır, çünkü insan duygusal bir canlıdır ve kendi doğanı inkar etmek en büyük dengesizliktir. Aynı zamanda, her ne kadar filmde ilacın adı Prozium olsa da, Equilibrium adındaki -librium (Prozac veya yüzlerce benzeri gibi) bugün kullanılan ve bağımlılık yapabilen, hastayı uyutmadan sakinleştirmeye yarayan bir ilacın adıdır (ve büyük ihtimalle içinde yaşadığımız sistemlerde -gözleri açık ya da kapalı-uyutmak/uyutulmak, denge anlamına geldiğinden olsa gerek, bu isim verilmiştir ilaca).
Sonuçta, geleceğin toplumunun temelleri şimdiden atılmıyor mu?

video

Yorumlar

  1. Seyrettigim en underrated filmlerdendi. candir..

    YanıtlaSil
  2. Dar bütçesi vardı muhtemelen, kullanılan taşıtlar, kostümler ve efektler bunu gösteriyordu. Ama kısıtlı imkanlarla yapılabilecek en iyi işi ortaya çıkarmışlar doğrusu. C. Bale'in oyunculuğu, öykünün izleyiciyi içine sürüklediği 1984 misali sarılmışlık, yalnızlık, kıstırılmışlık, paranoya gayet iyiydi. Prozium orjinal bir fikirdi bence, gun-kata ise mükemmeldi, kimsenin aklına gelmemiş olmasına şaşırdım. beni çok etkileyen ve de geniş bütçeli bir çok yapımdan daha çok beğendiğim başarılı bir anti-ütopya filmi. arşivlik bir yapıt.

    YanıtlaSil
  3. Merhaba,
    Beni en çok korkutan filmlerden birdiğeridir:)

    http://hayalkahvem.blogspot.com/2012/12/eyvaaah.html

    YanıtlaSil
  4. Çok başarılı bir film. Harikülade..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder