SİNEMA FİLMLERİNDEKİ BÜTÜN DELİKLER, YARIKLAR VE ÇATLAKLAR ANA RAHMİ OLMAK ZORUNDA MI?/ "AAAAA! BU ADAM ÖLÜ MÜYMÜŞ?" BÜTÜN FİLM BOYUNCA NE YEMİŞSİN BİZİ BE SHYAMALAN./ ŞEHRİMİZDE FİLM FESTİVALİ OLDU DA, BİZ Mİ GİDİP İZLEYİP YORUM YAPMADIK./ ALLAH RIZASI İÇİN 'SÜRREALMOVİEZ' DAVETİYESİ VERECEK YOK MU?

27 Haziran 2014 Cuma

FİLMSEL KAVRAMLAR: "Standart Lineer Programlama" (Order of Chaos/ Kaos Düzeni, Vince Vieluf, ABD, 2010)

Order of Chaos veya Kaos Düzeni, subliminal (bilinçaltının en derinlerine hitap eden) mesajlar içeren bir film. Gayet düzenli hayatı olan bir beyaz yakalının hayatının nasıl bir kaosa sürüklendiğini anlatan film boyunca, arka sahnede bir duvar yazısı, son dakika haberi, radyo konuşması vs. şeklinde öndeki sahneye eşlik eden bir mesaj verilmekte. Aşağıdaki metin de, kahramanımız işinden kovulmasının ardından arabasının içinde hezeyan geçirirken arkada araba radyosundan yükselen bir konuşma. Bir "Komplo Teorisi" niteliği taşıyan konuşmanın içeriği aslında bize çok da uzak değil. Arap Baharı, Turuncu Devrimler ve bizdeki #Gezi olaylarının yanı sıra Ortadoğu'daki karışık durumun da bir nevi sebebini anlatıyor bize. İşte "Standart Lineer Programlama":

"... daha çok kimyasal silah kullanımı, halka ve dünyaya açıklamalarını işte böyle yapıyorlar. Bu sonuca nasıl vardılar ya da bu senaryolar için milyonlar ödenen düşünce kuruluşları bunu nasıl hayal edebildiler bilmiyorum. Şöyle devam ediyor, beyne monte edilen bilgi yongaları, elektromanyetik atım silahları. Orta sınıf artık devrimci oluyor, Marksist proletaryanın görevini onlar üstleniyor. Ortadoğu'daki ülkelerin nüfusları %132 oranında artarken, doğurganlık düştükçe Avrupa'nın nüfusu da düşüyor. Hızlı kalabalıklar. Hızlı kalabalıklar, bunlar hızla ortaya çıkan gruplardır. Bunlar bazan suç grupları tarafından ya da terörist gruplar tarafından organize edilebiliyorlar. Şimdi, şu pragrafın üzerinden bir daha geçelim. Dediğim gibi halka işte bu şekilde sunuluyor. Bu, Standart Lineer Programlama. Ve size bir taraftan bu sonuçlara nasıl vardığını açıklamadan korku vermeye çalışırken..." (Radyo burada kapanıyor)

Bu durumda, yukarıdaki konuşmaya göre "Standart Lineer Programlama", insanları korkuyla tehdit ederek onları önceden belirlenmiş seçimleri yapmaya yönlendirmek anlamına geliyor. Tabii insanlar yaptıkları bu seçimlerin kendilerinin seçimi olduğunu düşünmesine rağmen, aslında bu sadece bir toplumsal programlamadır. Konuşmanın başında geçen kimyasal silah kullanımı veya bir ülkenin nükleer silahlara sahip olduğu söylenceleri hep toplum üzerinde korku yaratmayı ve taraflar oluşturmayı amaçlamaktadır. ABD, Irak'a müdahale ederken Saddam'ın nükleer silahlara sahip olduğu söylencesini yaymıştı, bir süre önce Suriye'de sivillere karşı kimyasal silah kullanıldığı söylenceleri ortaya çıkınca sözde Esad'a karşı savaşan ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) kimyasalları Esad'ın kullandığını, Esad da ÖSO'nun kullandığını savunmuştu. Dünyada ise AKP gibi Esad'ın devrilmesini isteyenler kimyasalları Esad'ın kullandığını, Esad'ın devrilmesini istemeyenler ise ÖSO'nun kullandığını savunmuşlardı. Sonuçta hem Suriye hem de dünya nezdinde iki taraf oluşturulurken; gerçekte kimyasal silah kullanıldı mı, kullanıldıysa kim kullandı soruları cevapsız kalmıştı. Çünkü önemli olan sadece söylencenin ortaya atılıp yayılmasıydı, gerçekle kimse ilgilenmiyordu. Peki bu senaryoları kimler hazırlayıp yürürlüğe koyuyorlardı? Elbette konuşmada sözü geçen ve hükümetler tarafından milyonlar ödenen düşünce kuruluşları, ki bunlar her ülkede Sivil Toplum Kuruluşu olarak faaliyet göstermektedirler. Bunların en ünlüsü George Soros'un kurmuş olduğu Açık Toplum Enstitüsü'dür. Bu kuruluş, 2000 yılında Sırbistan'da Slobodan Miloseviç'i deviren ve Sırp demokratik gençlik hareketi olan OTPOR aracılığı ile Sırbistan, Gürcistan, Ukrayna, Belarus ve Venezuella'da hükümetleri devirerek, son olarak Arap Baharı'nın yaşandığı ülkelerde bu hareketi başlatmıştır (NOT: Soros verdiği bir demeçte, Gürcistan'da 2003 yılında gerçekleşen Kadife Devrimi'ni mali olarak desteklediğini açıklamıştır). Yine bir başka düşünce kuruluşu da ödeneğini her yıl Dışişleri Bakanlığı aracılığı ile ABD Kongresi'nden alan NED'dir. Adı, "National Endowment for Demokracy/ Ulusal Demokrasi Fonu"'nun kısaltması olan NED, 1983'te Sovyetler Birliği yıkılmadan önce hem birlik içinde hem de çevre ülkelerde anti-komünizm ve anti-sovyetizm faaliyetlerini finanse etmek için kurulmuştur. Aslında kuruluş amacı bile NED'in komünist doğu blokuna karşı, demokrasi kisvesi adı altında kapitalist batıyı savunduğunu ve ona hizmet ettiğini  açıkça göstermektedir. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra ise NED, OTPOR ve daha sonra OTPOR elemanları tarafından kurulan CANVAS gibi örgütleri finanse ederek, ABD çıkarlarına uygun olarak istenmeyen hükümetlere karşı şiddet içermeyen sivil itaatsizlik eylemlerini hayata geçirmektedir. Gündemle de alakalı olarak son bir örnek de ABD'deki Doğu Batı Enstitüsü'dür. Yeni cumhurbaşkanı adayımız Ekmeleddin İhsanoğlu'nun da "Hayat Boyu Başarı Ödülü" aldığı bu kuruluş da aslında CIA'nın yan kuruluşu konumundadır ve ABD çıkarlarını gözetmektedir. Dolayısıyla bu kuruluşlar da "Standart Lineer Programlama"nın birer parçasıdırlar.
Alıntılanan konuşmadaki bir diğer önemli satır ise "Orta sınıf artık devrimci oluyor, Marksist proletaryanın görevini onlar üstleniyor." cümlesidir. Bu da açıkçası birer devrim olarak önümüze sürülen Kadife Devrim, Turuncu Devrimler, Arap Baharı ve hatta bizim Gezi olaylarının neden birer devrim olmadığını açıklıyor. Zira sistemin sunduğu her şeye, bir işe -devlet memuru-, birer ev ve arabaya, yazlığa, her yıl düzenli çıkılan bir tatile, mutlu bir aileye sahip olan orta tabakanın devrim yapma ve bunu başarma gibi bir özelliği yoktur; çünkü sürekli olarak bir şeyler kaybetme endişesi taşıyan insanlar devrim yapamazlar veya akşam beşte işten çıktıktan sonra devrime katılınmaz/yapılmaz. Bu sadece "Standart Lineer Programlama"nın bir paçasıdır. Bu tür hareketler sadece 68'de başarılı olmuş ve hükümetleri bir nebze de olsa sarsmış ve korkutmayı başarmıştır. Ondan sonra sürekli olarak belli aralıklarla bu hareketler tekrar etmiş, ama bırakın hükümetleri sarsmayı onların politikalarına bile yardımcı olmuştur. Çünkü eğer toplum belli periyodlarda bu hareketlerle bir devrim yaptığı hissine büründürülmezse, içlerinde biriken devrim ihtiyacı toplumda çok daha yüksek bir depreme (devrime) sebep olup hükümetleri devirebilir. Ve bu hareketlere dikkat edin içlerinde proletarya sınıfından hiç kimse yer almaz (zaten bu sınıfın devrim yapma ihtimali düşük ücret, işveren tehditleri, sendikal haksızlıklar, fakirleştirme politikaları ile yok edilmiştir) ve ne ABD ne de kapitalizm/emperyalizm aleyhine bir slogan görürsünüz. Çünkü bu "Standart Lineer Programlama"dır.
Yine yukarıdaki konuşmadaki önemli bir satır "Ortadoğu'daki ülkelerin nüfusları %132 oranında artarken, doğurganlık düştükçe Avrupa'nın nüfusu da düşüyor. Hızlı kalabalıklar. Hızlı kalabalıklar, bunlar hızla ortaya çıkan gruplardır. Bunlar bazan suç grupları tarafından ya da terörist gruplar tarafından organize edilebiliyorlar."dır. Biliyorsunuz Başbakan Erdoğan'ın en büyük politikası her aileye 3 çocuk yaptırabilmek, hatta bunu beşe çıkarıp nüfusu "hızla" büyütmek. Ancak hızla büyüyen bu nüfusun eğitim-öğretimi, çalışma olanakları nasıl olacak ona hiç değinilmiyor, onları nasıl bir gelecek bekliyor hiç üzerinde durulmuyor. Burada önemli olan sayısal olarak çoğalmak/artmak ve hızlı kalabalıklar biçimine dönüşmek. Çünkü böylece hem gelecekteki İslami teröre potansiyel militan yetiştirilmiş olacak, hem de eğer militan olmazlarsa hızla büyüyen kalabalıklar içinde eğitimsiz ve işsiz olacaklarından suça sürüklenip, suç dünyasının birer elemanı haline geleceklerdir. Hiç olmadı, her durumda kapitalizm için en ideal tüketici haline dönüşecektir "hızlı kalabalıklar". "Ortadoğu'daki ülkelerin nüfusları %132 oranında artarken", orada terör, sefalet, cehalet de artmaktadır, ama nüfusu düşen Avrupa'da eğitim-öğretim seviyesi arttığı gibi, işsizlik oranı da düşmekte ve refah düzeyi yükselmektedir. Erdoğan 3-5 çocuk isterken yapılan aslında sadece "Standart Lineer Programlama"dır, ve bu isteği veya istediklerini o kadar çok tekrarlarlar ki o istek ister istemez "beyne monte edilen bilgi yonga"sı haline gelir artık. Siz de devrim yapmakla, 3-5 çocuk yapmakla yanıp tutuşursunuz...
Subliminal-1: Aman İlluminati'ye dikkat edin mi diyor, yoksa gerçeği görmek için 3. gözünüzü açık tutun mu?
Subliminal-2: Bir tuvalet yazısı; "9.11 (İkiz Kuleler) devletin işiydi" diyor.
Subliminal-3: Televizyon haberlerinde 3 farklı zamanda verilen son dakika haberlerini yan yana koyduğunuzda, bize Amerika'nın savaş çıkarma konusunda uzman olduğu hakkında uyarı verdiklerini görüyorsunuz. "9.11"den bu konuda gerçekten de iyi olduklarını biliyoruz aslında biz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder