DÜŞÜNÜ KURDUĞUMUZ FİLMLER- 1

Bir zamanlar, özellikle herşeyin en güzelinin olduğu, yapıldığı ve yaşandığı 80'lerde, gayet basit ve düz çizgilere sahip 'Transformers' diye bir çizgi film vardı. Cybertron gezegeninde yaşayan ve arabalara dönüşebilen Autobot'lar ile çeşitli savaş araçlarına dönüşebilen Decepticon'ların arasındaki savaşı anlatan bu çizgi film, kendi içinde evrimleşerek ve öykü dünyaya da taşınarak 2000'li yıllara kadar geldi. İlk seyrettiğimizde, en basit haliyle bile bizi büyülemişti bu Autobot'lar ve onların Decepticon'larla olan mücadelesi de o zamanlar henüz çocuk bize iyi ile kötü arasındaki o bitmez mücadeleyi ya da ayrımı göstermişti ilk defa. Çizgi filmde de olsa böyle bir 'dönüşümün' hayal edilmesi, bilim ve teknolojinin birgün bu arabaları ya da robotları yapabileceği anlamına geliyordu. Jules Verne'nin, zamanında hayalini kurduğu birçok teknolojik oyuncak zamanla gerçekleşmemiş miydi? Üstelik sadece çizgi-filmde bile o robotların arabalara dönüştüğünü görmek bizi yeterince hayacanlandırıyor ve hayal dünyamızın sınırlarını zorluyordu. Sonradan öğrendik ki sınırlarımızı belirleyen hayallerimizmiş ve aslında 'hayal etmenin' bir sınırı yokmuş.
Ve küçükken değil ama, (90'larda) yavaş yavaş büyümeye başladıkça çizgi-filmlerde gördüğümüz Transformers'lar artık bize yetmez olmuştu; kim bilir belki artık 'çizgi-filmlerin' çocuklara göre bir seyirlik olduğunu düşünüyorduk, ama bir yandan da o çizgi-filmlerde gördüğümüz kahramanları çok seviyor ve onlardan vazgeçemiyorduk. Ya da başka bir deyişle, büyümek istemiyorduk. İşte tam da bu aşamada, ‘bu Transformers’lardan ne güzel de film yapılır!’ diye düşünmeye başladık. Evet, çok güzel film yapılırdı Transformers’lardan, ama nasıl yapılırdı? 80 ve 90’lardaki hangi teknolojiyle kitsch’e kaçmadan robotlar arabalara dönüştürülebilirdi? (O dönemde çekilen Örümcek adam filmlerini hatırlayın; sanırım hiçbirimiz Tay Yayınları’nın Örümcek Adam serisini okurken öyle bir Örümcek Adam düşlememiştik: daha binadan binaya atlayıp zıplayamayan, tavanda ters bile asılı kalamayan, örümcek ağı yerine sicimden yapılmış bildiğin hamak fırlatan…) Anlaşılan o ki, o dönemde Star Wars’da kullanılan efekt teknolojisi henüz robotları arabalara dönüştürmek için yeterli değildi. En az bizim kadar, Amerikalı film yapımcıları da bunu görmüş olacaklar ki nasıl olduysa kasalarını doldurma hırslarına ket vurup, onlarca yıl bekledikten sonra turnayı gözünden vurmayı hedeflemişlerdir. Aslına bakacak olursanız bu bekleyiş hem bizim açımızdan hem de onlar açısından oldukça karlı olmuştur; zira biz düşünü kurduğumuz Optimus Prime’ın aynısını, arabaya vaye robota dönüşürken çıkardığı ‘klak klak klak’ sesleri kulaklarımızda yankı yaparken beyazperdede görme şansına sahip olurken, yapımcılar da bizim kurduğumuz düşleri başkalarının hayata geçirdiğini görmek için ödediğimiz paralarla kendi kasalarını doldurdular.

Peki gerçekten böyle mi düşlemiştik biz Transformers’ları, onların lideri Optimus Prime’ı ya da düşmanları Decepticon’ları? Aslında, evet neredeyse böyle düşlemiştik; belki şimdi biraz fazla militarist, fazla Amerikanvariydiler ama en azından düşlerimizdeki gibi bir değişime tanık oluyorduk. Gerçi o değişim de öyle hızlı oluyordu ki göremiyorduk bile,  işte tam da bu noktada o hayal gücümüz devreye girip, göremediğimiz anları hayalimizdeki değişimle tamamlıyordu, arabalar robota dönüşürken. Gerçi hepsinin birer bilgisayar efekti olduğunu düşünürsek, hala hayallerimizdeki yerleri bakiydi Transformers’ların. Sonunda beklediğimize değmişti, ve bir kere daha film yapımcılarının hayalini kurdukları paralar için neler yapabileceklerini görmüştük. Yine de eksik olan, hayallerimizin bile tamamlayamadığı bir şey vardı filmde; kim bilir belki çizgi-filmlerinin o çocuksu çizgileriydi eksik olan ve biz de o eski çocuklar değildik artık!
Şimdi, beş aslan robotun birleşmesini bekliyoruz beyazperdede. Çocukluğumuzdaki gibi ‘Voltron, Voltron, Voltron’ diye bağırabilmek için...

Yorumlar