LOVE/ Aşk, William Eubank, ABD, 2011, Dram, Bilim-Kurgu, Gizem

 
Afişinde de görüldüğü gibi çeşitli festivallerde kazandığı 12 ödülle önümüzde duran ve tüm cüretiyle aklımıza meydan okuyan bir film var karşımızda. Filmi anlatmaya başlamadan hemen belirtelim, Love/ Aşk aşırı miktarda sinema/film birikimi gerektiriyor, özellikle de bilim-kurgu türünde. Zira (film gösterime girdiğinde) 27 yaşında olan William Eubank adeta yaptığı göndermelerle bizi sınıyor ve en sona (gerçekten en sona, jenerik akmadan öncesine) sakladığı açıklama ile de hem sinirlerimizi hem de sınırlarımızı zorluyor. Bu özelliği ile 29 yaşında çektiği "Donnie Darko" ile üzerimizde aynı etkiyi yaratmayı başaran Richard Kelly'i de andırmıyor değil hani (ah bu gençler!)!
Film Amerikan iç savaşının devam ettiği bir zamanda açılıyor. Takımı Güneyliler üzerine ölümüne saldırıya geçerken, Kuzeyli Yüzbaşı Lee Briggs komutanından aldığı emirle bambaşka bir yere doğru yola çıkar. Komutanı savaş alanında ölecek olan kendileri için 'oraya' giderek tepenin ardındaki 'tasarım harikası nesne'yi görmesini söylemiştir ona, çünkü o 22. Connecticut'dan sağ kalan son kişi olacaktır ve "Sağ kalan bir tek kişi bile geri kalanları şereflendirir". Komutanının ondan istediği son şey de yolculuğunun ayrıntılı notlarını tutmasıdır. Briggs, komutanının tüm isteklerini yerine getirerek Colorado'daki tepeyi bulur ve kısık gözleriyle tepenin ardındaki nesneye bakar... 
Bu andan sonra film 175 yıl sonrasına, 2039 yılında dünyadan 200 mil yukarıdaki yörüngesinde seyreden Uluslararası Uzay İstasyonu'na (UUİ) ve bu istasyonun tek astronotu Lee Miller'a odaklanır. Ancak bir süre sonra Miller'ın dünya ile olan bağlantısı bilinmeyen bir nedenle kopar ve astronotun 'iletişimsiz' yaşamı şizofrenik bir hal almaya başlar. "Çünkü eğer kimseyle konuşmazsanız, kimseyle etkileşime girmezseniz tüm gerçeklik duygunuz 'bükülmüş' demektir.". 6 yıl boyunca dünya ile iletişimi kopuk durumda yörüngede sürüklenen Miller bir ara istasyonun dışına çıkıp dünyaya atlamayı ve "Burada yalnız olmaktansa, yeryüzünde ebedi istirahatta olmayı tercih etmeyi" düşünür. Ancak istasyonun dışına çıksa da atlamayı başaramaz. Diğer taraftan istasyondaki şip-şak çekilmiş polaroid fotoğraflardan birisinde gördüğü bir kadına dair de hayaller kurmakta, onunla konuşmaktadır ve bozulmuş bir düzeneği onarmaya çalışırken de oraya sıkıştırılmış ve paketlenmiş olarak Yüzbaşı Lee Briggs'in günlüğünü bulur, bir yandan da bu günlüğü okumaya başlar. Ne var ki günlüğün sonuna geldiğinde tepenin ardında ne gördüğünü yazmamıştır Briggs. Ve siz de "Nasıl bu kadar uzun bir günlük yazıp, bize ne bulduğunu söylemezsin!" diye düşünürsünüz Miller'la birlikte...
Bir uzay istasyonunda tek başına geçen 6 yılın sonunda Miller'ın karşısına inanamayacağı bir tasarım harikası olan dev bir "kara küp" çıkar ve kurtarılacağını düşünen Miller istasyonu bu tasarımla kenetler. Bundan sonrası ise film boyunca nedenini anlayamadığımız bir şekilde sorduğumuz "Aşk bu filmin neresinde?" sorusunun yanıtlanışıdır. Film akışında araya yerleştirilen farklı kişilerin video kayıtları ve konuşmalarıyla bu durum bir nebze açıklansa da, filmin finali bizi aşka götürecek asıl şeydir. Bu aşamadan sonra da, tıpkı Stanley Kubrick'in 2001: Bir Uzay Destanı filmindeki astronot Bowman'ın yaşadığı gibi, Miller da bir yükselme ve aydınlanma yaşayacaktır gerçeği keşfetme yolunda. Üstelik mekansal değişimler de tıpkı Bowman'ın yaşadığı gibidir, ancak o evrensel zeka ve ruhla bütünleşirken, Miller bambaşka bir şeyle bütünleşerek, daha farklı bir  evrim aşamasına ulaşacaktır. Elbette burada UUİ'nin kenetlendiği "Kara Küp"ün de Kubrick'in 2001'indeki, tarih öncesi maymun-insana bir kemiği silah olarak kullanmasını öğreten "Kara Taş"la aynı olduğunu söylemeden geçmemek gerekir. Hatta "Love/ Aşk" da 2001 gibi üç farklı zamanda geçmektedir; ilki 1864'deki Amerikan İç Savaşı'nda (2001'de bu açılış tarihöncesi zamanlarda yapılır) ve her iki filmde de bu aşamada bir savaş vardır; ikincisi, 2039'da atronot Miller yörüngeye çıkmış olarak (2001'de ikinci zaman 1999'daki ay keşfidir), üçüncü ve son zaman da ise 2045'de yörüngede tamamen unutulmuş ve kaybolmuş bir vaziyette karşımıza çıkar (bu zaman da, Uzay Destanı'nda 2001 yılında geçen Jüpiter görevi zamanına denk gelmektedir). UUİ'de tek başına kalan Miller'ın Dünya ile bağlantısı kesildikten sonra içine düştüğü şizofrenik ve klostrofobik psikoloji ise bize Duncan Jones'un "Moon/ Ay" filmindeki astronot Sam'in yaşadığı psikolojik çöküntüyü ziyadesiyle hatırlatmaktadır (filmin süresinin de Moon kadar kısa olduğunu, 80 dk., hatırlatalım). Tabii burada genç Duncan Jones'un da William Eubank ve Richard Kelly ile aynı sinematografik geleneğe bağlı olduklarını (veya yepyeni bir gelenek oluşturduklarını) belirtmekte fayda var...
Özellikle girişteki, her karesi ayrı bir fotoğrafçılık eseri olan ağır çekim iç savaş görüntüleri, UUİ'de yarattığı şizofrenik ve klostrofobik pisikoloji ve finalde Miller'a yaşattığı "üstinsan olma" deneyimi ile hafızalarımıza kazınan "Love", sinemaya hakim seyri-okurlara inanılmaz bir deneyim yaşatacaktır. Sadece göndermeleri için bile mutlaka seyredilmeyi hak ediyor...
Ne de olsa insan duygularını anlamak için bütün deneyleri "Dark City" veya "The Box/ Kutu"da olduğu gibi uzaylılar yapmıyor!
Bowman'la Miller arasındaki tek fark bütünleştikleri evren!

Yorumlar