O AN: THE BOX/ Kutu: "The Quest and Achievement of the Holy Grail/ Kutsal Kase'nin Aranması ve Muvaffakiyeti" (Richard Kelly, ABD, 2009, Bilim-Kurgu, Gizem)


"Donnie Darko/ Karanlık Yolculuk" ile gönlümüze taht kuran Richard Kelly'nin üçüncü filmi The Box/ Kutu. 'un "Button, Button" isimli kısa öyküsünden uyarlanan film, bir gün Norma ve Arthur Lewis çiftinin evlerinin kapısı önüne tahta bir kutu bırakılması ile başlar. Kutunun yanında bir de üzerinde "Bay Stewart sizi saat beşte ziyaret edecek" yazan bir not vardır. Aynı gün akşam saat beşte, Norma Lewis evde tek başınayken, yüzünün yarısı yanmış bir adam kapılarını çalar; bu Arlington Stewart'tır. Kısa açıklamdan sonra Norma'ya Eğer kutunun üstündeki düğmeye basarlarsa -yanında getirdiği çantada duran- bir milyon doların sahibi olacaklarını, ancak bu durumun dünyanın bir köşesinde hiç tanımadıkları bir insanın ölmesine sebep olacağını söyler. Eğer 24 saat içerisinde düğmeye basmazlarsa kendisi gelip kutuyu onlardan alacak ve başka bir aileye verilmek üzere kutu yeniden programlanacaktır! Lewis'ler bir süre düğmeye basıp-basmama arasında ahlaki ikilemler ve tartışmalar yaşasa da sonunda Norma düğmeye basar ve hemen ardından Bay Stewart gelip parayı onlara teslim eder; kutuyu alıp evden çıkmak üzereyken Norma, Bay Stewart'a şimdi kutuya ne olacağını sorar, o da aynı teklifle şimdi başka bir aileye verileceğini söyler. Ama hemen ardından da o can alıcı cümleyi ekler: "Ve sizi temin ederim bu sizin kesinlikle tanımadığınız biri olacaktır.". Filmin devamı da Lewis ailesinin neye veya kimlere maruz kaldıklarını anlamaya çalışma çabalarını bize anlatmaktadır.
Aslında bir nevi Pandora'nın Kutusu hikayesi olan Kutu'da, Norma düğmeye basmadan önce kutunun ne olduğunu keşfetmeye çalışırlar. Hatta altını açarak içine bakarlar ve o zaman görürler ki gerçekte söz konusu ahşap kutunun içi boştur, üzerindeki kırmızı düğme de hiçbir düzeneğe bağlı değildir -biraz da bu nedenle düğmeye basar aslında Norma-. İşte bizim için önemli sahnelerden bir tanesi bu Arthur'un çalışma odasında kutuyu inceledikleri ve altını açtıkları sahnedir. Burada onlar kutuyu açmaya çalışırlarken tam arkalarındaki duvara asılı bir tablo dikkatimizi çeker (26:11'den itibaren). Bu, altında bir de yazı olduğu belli belirsiz görülebilen tablonun ilk görünüşü olsa da daha sonra iki sahne de daha görünecektir.
Arkadaki duvarda asılı olan tabloya dikkat. Altındaki yazı belli belirsiz görülebilmekte.
Aynı tablonun ikinci görünüşü Norma ve Arthur'un bir düğün yemeği provasına gittikleri gece çocuklarına bakan dadının çalışma odasına gittiği sahnededir. Yokluklarında oğulları Walter babasının kolleksiyonlarını göstermek üzere dadısını babasının çalışma odasına götürür. Dadısı orada yine aynı tabloyu görür (46:43'den itibaren) ve biz de bu sayede daha yakından bakma olanağına sahip oluruz tabloya. Bu sefer tablonun altındaki yazıyı da okuyabiliriz, dadıyla birlikte: "Any sufficiently advanced technology is indistinguishable from magic./ Yeterince gelişmiş herhangi bir teknolojiyi büyüden ayırmak imkansızdır.". Bilim-kurgu edebiyatının ve sinemasının kült eseri "2001: A Space Odyssey"in yazarı Arthur C. Clarke'ın adı yazmaktadır sözün altında da. Buradan da aslında ilk göründüğü sahnede tablonun ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz; zira o sahnede Arthur ve Norma kutunun içinin boş olduğunu görmüşlerdi. Düğmeye bastıklarında birinin ölebilmesi için ya kutunun içinde bir büyü olmalıydı, ya da çok gelişmiş bir teknoloji!
"Any sufficiently advanced technology is indistinguishable from magic./ Yeterince gelişmiş herhangi bir teknolojiyi büyüden ayırmak imkansızdır." Arthur C. Clarke
Burada hemen bir parantez açıp, aynı zamanda filmin senaryosunu da yazan yönetmenin baş karakterlerden biri için "Arthur" adını seçmesinin bir rastlantı olmadığını belirtelim, böylece senarist/yönetmen Arthur C. Clarke'a bir gönderme yapmaktadır. Ayrıca filmdeki gizemli kutunun üstten görünüşü de "2001: A Space Odyssey"deki zıvanadan çıkmış yapay zeka HALL'in görüntüsüne benzemektedir.
Solda gizemli kutunun üstten görünüşü, sağda da başına buyruk yapay zeka HALL.
Tablo üçüncü ve son olarak Arthur Bay Stewart'ın geçmişi hakkında araştırma yapmak için kütüphaneye gittiğinde, portala girmeden önce daha büyük ve yakın plan olarak karşımıza çıkar (70:02'den itibaren). Böylece film boyunca yönetmen aslında bu tabloya bir çeşit zum yapmış olur, ekran görüntülerinde de bunu açıkça görebilirsiniz.
O zaman nedir bu tablonun film için önemi?
Peki neden bu tablo filmde bu kadar vurgulanıyor? Ne anlatıyor? Aslında tablo da, tıpkı "Kutu" gibi içi boş, gizemli bir nesneyi anlatıyor: "Graal/Grail" yani Kutsal Kase'yi. Bir başka şekilde ifade etmek gerekirse, Kral Arthur ve Yuvarlak Masa şövalyelerinin hikayesini (baş karakterin adını bir kere daha hatırlayın: Arthur).
Söz konusu tablo Amerka'da Boston Halk Kütüphanesi'nde paneller halinde yer alan ve 1852-1911 yılları arasında yaşamış olan ressam Edwin Austin Abbey'nin yaptığı "The Quest and Achievement of the Holy Grail/ Kutsal Kase'nin Aranması ve Muvaffakiyeti" isimli 15 panelli resim serisinin 3. panelidir. Yönetmen resmin çalışma odasındaki versiyonuna Arthur C. Clarke'ın sözünü ekleyerek ve karşısına da baş karakter Arthur'u koyarak 3'lü bir anlam (üç Arthur'dan oluşan bir teslis: büyüsel Arthur- bilimsel/teknolojik Arthur- ve insan/boş Arthur) yüklemiştir resme.
Resimde anlatılan sahneye gelecek olursak; Kutsal Kase'nin arayıcısı ve Yuvarlak Masa Şövalyeleri'nin de en genci olan Galahad'ın (soldaki kırmızı giysili figür) kaseyi Kral Arthur'a sunuşu anlatılmaktadır. Ancak Galahad Kase'yi bulduğunda duyduğu mutluluğun sonsuza dek sürmesi için "o mutlulukla ölmeyi" dilemiştir, çünkü Kutsal Kaseye doğrudan bakabilen ve insan dilinin izah edemeyeceği gizemlerini görebilen tek kişi kendisidir. Galahad Kutsal Kase'yi Arthur'a sunduğu sırada, kasenin ilk koruyucusu yaşlı Arimathealı Yusuf (Galahad'ın yanındaki beyaz giysili figür) kendisini ziyaret ederek tanrının onu cennetine alacağı müjdesini verir, yani daha önce dilediği gibi ölecektir. Sahnenin arkasında, yukarda yine beyaz giysili ve başları etrafında sarı haleler olan figürler ise Galahad'ı cennete götürecek olan meleklerdir. Sahnenin hemen önünde Galahad ve Arimethealı Yusuf'un yüzlerini dönük oldukları tahttaki kişi de Kral Arthur'dur. Kral Arthur'un hemen önünde ise üzerinde "The Siege Perilous" (İng. The Perilous Seat) yazan boş bir koltuk bulunmaktadır. Bu koltuk Merlin tarafından bir gün Kutsal Kase'yi bulacak olan şövalye için ayrılmıştır, yani Galahad'ın koltuğudur. Ama hep boş kalacaktır. Öndeki sahnenin hemena arkasındaki yuvarlak masa da Yuvarlak Masa Şövalyeleri'nin başsız masasıdır ve bütün şövalyeler kendi yerinde oturmaktadır.
Aslında bu hikayenin çevresinde geliştiği Kutsal Kase de Arthur C. Clarke'nin "Yeterince gelişmiş herhangi bir teknolojiyi büyüden ayırmak imkansızdır." sözünün geçerli olduğu bir nesnedir. Hz. İsa çarmıhtayken Arimathealı Yusuf tarafından kanının toplandığı kase olan "Graal", efsaneye göre sahip olana ölümsüzlük getirmekte, bulunduğu ülkeye de bolluk ve bereket getirmektedir. John Boorman'ın artık kült olmuş sinema eseri "Excalibur"da Kutsal Kase'nin özellikleri sinemasal olarak çok güzel anlatılır. Açlıktan kırılan, bütün yeşillikleri kuruyan ülkede, Kase'yi bulup getiren şövalyelerin atlarının geçtiği heryer birden yeniden yeşermeye ve canlanmaya başlar: Tıpkı bir büyü gibi veya büyü sanılan yeterince gelişmiş bir teknoloji gibi. "Kutu" için de bu tanım geçerlidir. İçinde düğmenin bağlı olduğu hiçbir düzenek yoktur ve bomboştur. Ya bir büyüye sahiptir ya da çok ileri bir teknolojiye. Eğer bu bir teknolojiyse kimin teknolojisidir. Elbette, bu dünyanın değil...

Filmin künyesinde de yazdığı gibi (You are the experiment/ Sen bir deneysin) "Kutu" da olanlar aslında uzaylıların "umut" arayışı için yaptıkları bir deneyden ibarettir. Olay bir kutunun etrafında geliştiği için ve düğmesine basan/lar da hep kadınlar olduğu için bir çeşit Pandora'nın Kutusu hikayesidir. Pandora kutuyu açtıktan sonra kutuda, yani insana kalan tek şeyin umut olduğunu da göz önüne alırsak filmin hikayesi daha iyi anlaşılabilir. "Kutu", uzaylıların gerçekleştirdiği deney fikriyle de uzaktan "Dark City/ Gizemli Şehir"e göz kırpıyor. Hatırlarsanız orada da uzaylıların insan ruhunu keşfetmek için kullandıkları bir "laboratuvar şehir" vardı. Film, finale doğru karşımıza çıkan ve uzaylıların bir tür kapı/ portal olarak kullandıkları "yüzme havuzu" sahnesiyle de, 60 yaşında bir bedenle girdikleri havuzdan 20 yaşındaki bir bedenle çıkan yaşlı insanların hikayesinin anlatıldığı -tabii yine bir uzaylı müdahalesi söz konusu- 1985 yapımı "Cocoon/ Koza" filmiyle bir uzak akrabalık kuruyor.
Son olarak, Dr. Who'nun da "50. Yıl Özel Bölümü"nde Gallifrey'deki Doktor'un, gezegeni yok edebilecek güçteki tek silah olan, süslü bir sarı kutu şeklindeki "An"ı  gördüğünde kurduğu cümle ile 'The Box/ Kutu'ya bir gönderme yaptığını belirtelim: "Neden bu kutunun üzerinde koca, kırmızı bir düğmesi yok?"...
Solda "Cocoon /Koza"daki uzaylıların havuzu, sağda da "The Box/ Kutu"daki uzaylıların havuzu.

Yorumlar